TMMOB, kuruluşundaki demokratik kitle örgütü kimliğinden bugün hiç olmadığı kadar uzakta. Piyasacı dönüşüm, örgütsel durağanlık ve yönetimdeki dar kadro tahakkümü iç içe geçti. Kurum adım adım kendini yok ediyor. Üstelik bu çözülme yalnızca dışarıdan gelen baskılarla olmuyor. TMMOB içeriden de eriyor.
TMMOB’u Kim Dönüştürdü? AKP’nin İki Evresi
TMMOB’un hikayesi, Cumhuriyet’in modernleşme projesinin bir uzantısı. 1954’te kurulan TMMOB, mühendis ve mimar mesleklerini kamusal düzenleme altında örgütlemek için kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak yapılandırıldı. 1982 Anayasası bu statüyü pekiştirdi. Ama aynı zamanda meslek kuruluşlarını devlet denetimi altına aldı. Yani TMMOB hem sivil toplum örgütü hem kamu kurumu oldu. Birbiriyle çelişen bu ikili konum, bugünkü krizin kökenini oluşturuyor.
TMMOB’un dönüşümü, Türkiye’nin piyasacı yeniden yapılanmasının doğrudan bir yansıması. AKP iktidarının iki evresini birbirinden ayırmak gerekiyor. 2002-2013 arası, piyasa serbestleşmesini sosyal programlarla dengeleyen bir dönemdi. 2013 sonrasında ise devlet müdahaleciliği ve açık otoriterlik birbirini beslemeye başladı.
AKP’nin ilk on yılında kurulan siyasi düzen iki sütun üzerine yükseldi: siyasetten arındırılmış bir teknokrat devlet yapısı ve güçsüzleştirilmiş emek muhalefeti. Emek hareketinin geri çekilmesi, meslek örgütlerinin siyasi alandaki etkisini doğrudan azalttı.
AKP iktidarı, eğitim, sağlık ve sosyal yardım sistemleri üzerinden ideolojik bir üstünlük kurdu. Sivil toplum örgütleri ve din kurumları bu üstünlüğün taşıyıcısı haline geldi. İktidar bu projeyle meslek örgütlerini doğrudan hedef aldı. TMMOB’un laik-cumhuriyetçi kimliği bu projeyle çatıştı. Sonuç olarak TMMOB, iktidara karşı duran bir aktör konumuna itildi ve AKP tarafından sistematik biçimde “devlet düşmanı” söylemiyle ötekileştirildi.
730 Bin Üye Var, Karar Veren Bir Avuç: TMMOB’da İç Demokrasi Krizi
Türkiye’de sivil toplum, otoriterleşme sürecinde üç yolla dönüştürüldü: iktidarla uyumlu hale getirme, doğrudan baskı ve sınırlı itiraz. TMMOB’da bu üç mekanizma aynı anda işledi. İktidara yakın mühendislik yapıları öne çıkarıldı. TMMOB hukuki baskıyla karşı karşıya kaldı. Daralan kamusal alanda ise TMMOB temkinli bir itiraz stratejisine sığındı.
Gezi Direnişi bu krizin dönüm noktası oldu. TMMOB’a bağlı oda temsilcilerinin yargılanması, meslek örgütlerinin kamusal varlığına yönelik doğrudan bir yıldırma hamlesiydi. TMMOB teknik uzmanlık alanından siyasi muhalefet alanına zorla sürüklendi. Ardından TMMOB’un yetkilerini kısıtlayan düzenlemeler peş peşe geldi. Bu müdahaleler, kurumun içeriden boşaltılmasının başlangıcıydı. En kritik nokta da tam burası.
TMMOB’un bugünkü yapısı, dar kadro tahakkümünü besleyen koşullar barındırıyor. Seçimlere katılım düşüyor. Kuruma duygusal bağı zayıf, çevresi dar olan üyeler karar alma süreçlerinden uzak duruyor. Delegasyon sistemi, yönetim kadrolarının kendini yeniden üretmesinin aracına dönüşüyor. Bir avuç “katılım seçkini” ortaya çıkıyor. TMMOB’daki iktidar, küçük bir aktif azınlıkta yoğunlaşıyor.
Bu dar kadro yapılanması dört mekanizmayla kendini yeniden üretiyor. Yönetim kadroları bilgi ve ilişki ağları üzerinde tekel kuruyor. Aday kadrolar ya belirli siyasi geleneklerden devşiriliyor ya da odaların içindeki dar çevrelerde kalıyor. Farklı düşünenler “örgüte yabancı” ya da “uyumsuz” diye etiketleniyor.
TMMOB yöneticiliği, bir kariyer basamağına ve siyasi atlama tahtasına dönüşüyor. Pozisyon koruma güdüsü, kurumsal amaçların önüne geçiyor. AKP iktidarının otoriter koşulları, TMMOB içindeki dar kadro tahakkümünü meşrulaştıran bir “birlik” söylemi üretiyor. İç demokrasi talep eden her ses “düşmanın ekmeğine yağ sürmek” diye damgalanıyor.
TMMOB, kendi içindeki bu dar kadro tahakkümünü üretenler tarafından yavaş yavaş imha ediliyor. Mühendislik ve mimarlık mesleğine duyulan güven için bu TMMOB’u kurtarmak, yalnızca mühendislerin değil, artık halkın meselesi.
