Engels, Paris Komünü’nden çıkartılacak dersleri anlatırken, kamusal görevlerin yüksek maaşlı ayrıcalık mevzilerine dönüşmesini engellemenin “mevki avcılığına ve kariyerciliğe karşı etkili bir bariyer” olduğunu söylüyordu [1]. O günün meselesi, kamusal görevin dışarıdan girenler için bir imtiyaz ve kariyer kapısına dönüşmemesiydi. Bugün Türkiye’de ise aynı ilkeye karşı taraftan bakmak gerekiyor. Çünkü siyaset artık cazip olduğu için yozlaşan bir alan değil. Çoktan bir kapalı devre işleyen, dışarıdan katılımı zorlaştırılmış, belli çevrelerin daha rahat dolaştığı bir kast sistemi gibi işliyor. Bu yüzden benim tartışmak istediğim milletvekili maaşları meselesi de tek başına “çok alıyorlar” ya da “az alsınlar” diye kurulmamalı. Mesele, siyaseti içeridekilerin doğal alanı olmaktan çıkaracak maddi zeminin nasıl kurulacağıdır.
Bir önceki yazıda hayal kurduran siyasetten söz etmiştim. Orada derdim, siyasetin yalnızca anayasa maddeleri, kurulacak bakanlıklar ya da teknik düzenlemeler üzerinden değil, gündelik hayatı dönüştürecek ve insanın ufkunu zorlayacak biçimde kurulması gerektiğiydi. Bence milletvekili maaşları tartışması da tam buraya bağlanmalıdır. Çünkü insanlara yalnızca daha iyi bir ülke vaat etmek yetmez. O ülkeyi kimin kuracağı sorusuna da cevap vermek gerekir.
Siyaset halka ait olacaksa, halkın içinden gelenin de yapabileceği bir işe dönüşmelidir. Tam da bu yüzden milletvekili maaşlarını tartışmak istiyorum. Buraya gelecek tepkilerin haklı olduğunu da teslim ederek. Bu ülkede milyonlar geçim derdiyle boğuşurken, vekil maaşına dair her başlık doğal olarak öfke yaratır. Ancak bu mesele basitçe vekillerin aldığı maaşlar değildir. Mesele, siyasetin kimler tarafından yapıldığı, kimlere açık olduğu, kimler için ise daha baştan zorlaştırıldığıdır. Siyaset halka ait olduğu söylenen ama fiiliyatta belirli çevrelerin, belirli ailelerin, belirli mesleklerin ve parti profesyonellerinin daha rahat dolaştığı bir alan gibi işliyor. Dışarıdan katılım zor, içeride kalmak ise görece kolay.
Siyasete Kimler Girebiliyor
Sıradan bir yurttaşın siyasete girebilmesi için yalnızca oy vermesi yetmez. Aday olabilmesi, seçildiğinde işinden kopunca ayakta kalabilmesi, yaşadığı şehirden ayrılıp başka bir şehirde düzen kurabilmesi, bakım yükünü, kira yükünü ve temsil yükünü göğüsleyebilmesi gerekir. Siyaset bugün pahalı bir iştir. Pahalı olduğu için de herkesin işi değildir.
Bakım yükü dediğimiz şey de havada duran bir başlık değil. Çocuk, yaşlı, hasta ya da engelli bakımının toplumsal olarak kamusallaştırılmadığı her düzende bu yük evin içine, emekçi sınıfların omzuna, genellikle kadına yıkılır. Kira yükü de aynı şekilde siyasete katılımı görünmez biçimde filtreleyen bir eşiğe dönüşür. Büyük şehirde ikinci bir hayat kurmak, bir süre düzenli gelirden uzak kalmak, bir evin masrafını katlamak herkesin kaldırabileceği bir şey değildir. Bunlar bugün hayal gibi görünebilir. Ancak talep edilmeden alınmayacak başlıklar da tam olarak bunlardır.
Bu yüzden milletvekili maaşı meselesine sadece “çok alıyorlar” diye bakmak, problemin yarısını bile görmemektir. Çünkü siyaset “ucuz” bırakıldığında, oraya herkes giremez. Daha doğrusu, girebilenler ile içeride kalabilenler aynı toplumsal katmanlardan çıkar. Birikimi olan, arkası olan, mesleği buna uygun olan, bir süre gelir kaybını tolere edebilen insanlar için siyaset mümkündür. Geri kalanlar için ise çoğu zaman uzaktan izlenen bir faaliyet haline gelir.
Bunun sonucu şudur: İçeridekiler zaten görece güçlü toplumsal konumlardan gelir, sistem de onların o güçlerini korumalarına, hatta büyütmelerine hizmet eder. Kimisi zaten zengin gelir, kimisi nüfuzlu meslek ağlarıyla gelir, kimisi de siyasal konumunu başka türden kazançlara tahvil eder. Hal böyleyken milletvekilliği kamusal görev olmaktan çıkıp bir mevki, bir statü, bazen de bir yatırım alanı gibi işlemeye başlar.
Siyaset Hakkı Meselesi
Burada savunulması gereken argüman, bugünkü ayrıcalıklı düzene biraz daha para eklemek değildir. Tam tersine, savunulması gereken şey şudur: Siyasete giren sıradan yurttaş, siyasetten başka gelir kapıları aramak zorunda kalmamalıdır. Milletvekilliği yapan biri, geçinebilmek için başka işlerden, başka bağlantılardan, başka sermaye ilişkilerinden beslenmek zorunda kalıyorsa orada kamusal görev değil, bağımlılık üretimi vardır.
Dolayısıyla milletvekili maaşları artmalı derken kast edilen şey şatafat değil, bağımsızlıktır. Bir işçi, bir öğretmen, bir hemşire, bir mühendis, bir kurye, bir kasiyer ya da bir küçük esnaf, seçildiğinde birkaç yıl kendi işinden uzak kalabilecek bir maddi güvenceye sahip olmalıdır. Siyaset yapanın bir ayağı mecburen başka gelir kapılarında kaldıkça, temsil ilişkisi de çürür. Bugün bazı meslek gruplarının siyaseti bir tür yan gelir, ilişki ağı ya da nüfuz genişletme alanı olarak kullanabilmesinin temelinde biraz da bu vardır.
Elbette bu tek başına yeterli değildir. Maaş artsın ve her şey düzelsin gibi bir düşünce saçma olur. Hatta maaş artışı, mevcut düzenin üstüne eklenecek bir katman olarak ele alınırsa daha da itici hale gelir. Çünkü sorun yalnızca ücret değildir. Aday belirleme süreçleri, kampanya maliyetleri, parti içi kapalı devre ilişkiler, dış gelir kapıları, görev sonrası ayrıcalıklar ve siyasetin profesyonel bir zümre tarafından tutulmuş olması da bu resmin parçasıdır. Yani maaş artışı ancak daha büyük bir demokratikleşme ve sınıfsal açılma programının parçasıysa anlam taşır.
Örnekler Ne Söylüyor?
Avrupa’daki örneklere bakınca, tartışmanın bizdeki kadar dar kurulmadığını görüyoruz. Fransa Ulusal Meclisi’nin kendi resmi metni, parlamenter ödeneğini siyasal rejimlerin demokratikleşmesinin önemli bir unsuru olarak tarif ediyor [2]. Bu ödemenin her yurttaşın parlamentoya girebilmesini ve seçilmişlerin görevlerine bağımsız biçimde yoğunlaşabilmesini sağladığını söylüyor.
Almanya’da ise Bundestag, anayasal zeminde vekil ücretinin bağımsızlığı güvence altına alacak düzeyde olması gerektiğini belirtiyor [3]. İsveç’te milletvekili ücretleri bağımsız bir kurul tarafından saptanıyor. İngiltere’de de maaşı hükümet ya da parlamento çoğunluğu değil, bağımsız bir otorite belirliyor. Yani oralarda da tartışma var ama mesele çoğu zaman “vekiller para almasın” çizgisinde kuruluyor değil. Temsilin bağımsızlığı ve denetimi zemininde kuruluyor.
Daha önemlisi, Avrupa solunda da mesele yalnızca “artsın” ya da “azalsın” diye ele alınmıyor. Örneğin Podemos’un iç ekonomik düzenlemesi, seçilmişlerin gelirini asgari ücretin üç katına bağlayan ve fazlasını örgütsel-siyasal alana geri akıtmayı esas alan bir mantıkla kurulmuş [4].
Çıta Nereye Konmalı?
Burada savunulması gereken şeyin hemen yarın uygulanacak bir formül olduğunu iddia etmiyorum. Zaten böyle bir iddia meseleyi hafife almak olur. Ancak Türkiye’de siyasetin sınıfsal kapılarını gerçekten kırmayı konuşacaksak, koymamız gereken çıtalardan biri kesinlikle budur.
Milletvekilliği ne rant kapısı olmalı ne de yalnızca zenginlerin üstlenebileceği bir “kamu fedakarlığı” olarak kalmalı. Siyasete giren biri dışarıdan ek kazanç peşine düşmeden yaşayabilmeli, aynı zamanda siyasal mevkiyi başka servet kanallarına dönüştürmesi de sıkı biçimde engellenmeli. Kampanya maliyetleri aşağı çekilmeli, parti içi kapılar açılmalı, temsil yalnızca içeridekilerin devridaimine bırakılmamalı.
Yoksa bugün yaptığımız gibi, her maaş tartışmasında yalnızca öfkelenir, sonra da siyasetin neden hep aynı tip insanlar tarafından yapıldığını anlamıyormuş gibi davranırız. Oysa cevap ortada: Siyasetin giriş ücreti yüksektir. Ve bu ücret sadece parayla değil, sınıfla, çevreyle, bağlantıyla, güvenceyle ödenmektedir.
Milletvekili maaşları bu yüzden artmalı. Ama bugünkü hali meşrulaştırmak için değil, bugünkü hali dağıtacak daha büyük bir demokratikleşme hedefinin parçası olarak artmalı. Sıradan yurttaşı siyasete çağıran, siyaseti içeridekilerin doğal alanı olmaktan çıkaran, kamusal görevi yeniden kamusallaştıran bir hedefin parçası olarak. Bence hayal kurduracak siyasetin maddi taraflarından biri de tam burada duruyor.
[1]: https://www.marxists.org/archive/marx/works/1871/civil-war-france/postscript.htm[2]: https://www.assemblee-nationale.fr/dyn/synthese/deputes-groupes-parlementaires/la-situation-materielle-du-depute
[3]: https://www.bundestag.de/abgeordnete/mdb_diaeten/mdb_diaeten-214848
[4]: https://transparencia.podemos.info/docs/reglamento-economico-cargos-electos-autonomicos.pdf
