Ankara’da Zam Değil ‘Düzenleme’: Emekçinin Artan Ulaşım Maliyeti

Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin 12 Aralık 2025 tarihli duyurusu, 2026 yılından itibaren geçerli olacak ulaşım tarifelerine %35 oranında bir artış getirildiğini gösteriyor. Bu artışın ‘zam’ yerine ‘düzenleme’ olarak sunulması dikkat çekici. Bu dil, uzun süredir merkezi iktidarın kullandığı bir iletişim stratejisinin yerel yönetimlere de sirayet ettiğini net şekilde gösteriyor.

Toplu taşımaya zam kararı, ne zaman gündeme gelirse gelsin, halkın alım gücüne vurulan bir darbeden farksızdır. Bu karar, milyonlarca emekçinin, öğrencinin ve yoksulun omuzlarına yüklenen yeni bir ekonomik maliyet anlamına gelir. Özellikle yıl sonlarında gelen bu zammın bir kader olmadığını, ülkenin ve kentin siyasi yönetimlerinin tercihleriyle de doğrudan ilişkili olduğunu biliyoruz. Ankara’da toplu taşımaya yapılan her zam, emekçiler için yalnızca bir fiyat artışı değil, doğrudan yaşam maliyetinin yükselmesi anlamına geliyor.

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 12 Aralık 2025 tarihli duyurusu, 2026 yılından itibaren geçerli olacak ulaşım tarifelerine %35 oranında bir artış getirildiğini gösteriyor. Bu artışın ‘zam’ yerine ‘düzenleme’ olarak sunulması dikkat çekici. Bu dil, uzun süredir merkezi iktidarın kullandığı bir iletişim stratejisinin yerel yönetimlere de sirayet ettiğini net şekilde gösteriyor. Merkezi yönetimden yerel yönetimlere kadar tüm kamu kurumlarının diline yerleşmiş olan “başkanımız halkın giderlerine zam değil düzenleme yapar, maaşlara ise düzenleme değil zam yapar” şeklindeki bu anlatının, özellikle muhalefet tarafından yönetilen belediyelerde artık terk edilmesi gerekir. Bu tür bir dil kullanmak yerine, toplumsal muhalefete katkı sağlayacak bir iletişim geliştirilmelidir.

Ankara’nın düşük verimliliğe sahip toplu taşıma hizmetlerini çoğunlukla alt, alt-orta gelirli ve yoksul vatandaşlar kullanıyor. Bu kitleye, emekliler ve ailelerinin gelir düzeyine bakılmaksızın tüm öğrenciler de eklenmelidir. Ulaşım temel bir haktır ve bir kentte yaşayan yurttaşların tamamının kamuya ait ulaşım sisteminden ücretsiz yararlanması gerekir, böylece ücretli çalışan, emekli, öğrenci, meslek grubu ayırma gereği de duymayız. Ancak tamamen sermayenin çıkarlarını gözeterek tasarlanmış mevcut siyasal ve ekonomik yapı, ulaşım hakkının ücretsiz sağlanmasına olanak vermez, en azından siyasal iktidar ve belediye başkanlıklarından bunu dinlersiniz.

Yazıyı yazdığım günlerde patronlardan oluşan komite %27’lik artışla 28.075 TL olarak belirledi asgari ücreti. Bu kez ‘zam’ ifadesi kullanılıyor. Çünkü yurttaşın cebine girecek paranın artmasından söz ediliyor; bu nedenle ‘düzenleme’ denmesi onlar nezdinde mümkün olmaz. Hatta konuyla ilgili haberi okuyacağınız birçok içerik yeni asgari ücretin işverene maliyetini de anlatır, yani onların gözünden bakar. Bu başlığı şimdilik bir kenara bırakalım ve biz %35’lik ulaşım zammına geri dönelim.

Ülkemizdeki çalışanların yaklaşık %50’sinin asgari ücretle geçindiği gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda, bu durumun Ankaralılar için de geçerli olduğunu varsayarsak, kentlinin yaklaşık yarısının geliri %27 oranında artarken, ulaşım giderleri için %35 daha fazla harcama yapması gerekecek. Bu tablo, kentlinin alım gücünün gerilediğini açıkça gösteriyor. Üstelik bu etki yalnızca asgari ücretlilerle sınırlı değil. Türkiye’de asgari ücret, en düşük gelir grubunu koruma amacından uzaklaşarak bir taban ücret olmaktan çıktığı için, bu maaş artış oranından etkilenen kesim yalnızca asgari ücretlilerle sınırlı olamaz. Dolayısıyla bu ulaşım zammı, toplumun geniş kesimlerinin alım gücünü olumsuz etkiliyor.

Duyuruda ulaşım zammının ana nedeni olarak enerji, bakım ve işletme maliyetlerindeki yükseliş belirtiliyor. Ancak, bu maliyetlerin neden bu kadar ciddi oranda arttığına dair herhangi bir açıklama ne duyurunun kendisinde ne de zammı destekleyen detaylı materyallerde yer alıyor. Bu konuda sergilenen çekimser tavrın arkasındaki nedeni bilmiyorum, fakat bu durumun siyasi iktidarla belirli bir mesafeyi (ne çok yakın ne de çok uzak) koruma çabası olabileceğini düşünüyorum.

Duyuru içeriğinde, tarifelere uzun süredir zam yapılmadığını, sosyal belediyecilik anlayışıyla vatandaşın üzerindeki yükü hafifletmeye çalışıldığını ve çeşitli kesimlere uygulanan indirimli bilet tarifelerinin detaylarını okuyabiliyoruz. Özellikle, dokuz aydır zam yapılmadığı iddiası, dolar kuruna endeksli bir açıklamayla destekleniyor. Altı yıldır görevde olan Mansur Yavaş yönetimi, 2019 öncesinde 1 dolar civarında olan bilet fiyatlarının kendi dönemlerinde bu seviyenin altında tutulduğunu vurguluyor. Bu durum, bir vatandaş olarak nasıl yorumlanmalıdır? Mansur Yavaş yönetiminin 1 doların altında tutarak bir lütuf mu sağladığı düşünülmeli, yoksa güncel kurla 43 TL’ye çıkarma hakları olduğu ve bu durumda hiçbir itiraz hakkımızın kalmayacağı mı anlaşılmalıdır?

Dolar endeksli veya “asgari ücretle kaç bilet alınabilir” gibi hesaplamalar, konunun çevresel faktörlerle birlikte değerlendirilmesini engelliyor. O dönemde barınma krizi bu denli ağır değildi; kira bedelleri bu kadar yükselmemişti. Ayrıca yurttaşların kredi kartı borçluluk oranları da bu seviyede değildi. Borçla borç kapatma eğilimi günümüzde daha yaygın. Özetle, kiramızı ödedikten sonra bu tarife üzerinden kaç bilet alabiliyoruz, bunu hesaplamalıyız.

Ankara ulaşım zammı duyurusu, metro duraklarına asılan üç tablo ile de destekleniyor. İletişim yöntemi olarak verimli olduğunu söyleyemeyeceğim bu posterler, tamamen başlık ve sayısal verilerden oluşuyor.

İçerikler ise özetle şunlar:

  • 2005-2026 yılları arası Ankara ulaşım tarifeleri (dolar bazında ücretler dahil)
  • Aylık öğrenci abonman tarifesi (19 büyükşehir verileri)
  • Standart ücret tarifesi (30 büyükşehir verileri)

Verilerin kabaca gösterdiği sonuç şu: Ankara, tam ve öğrenci tek biniş ücretlerinde diğer illere göre pahalı. Ancak özellikle Ankara şartları göz önüne alındığında, öğrenci abonman ücreti diğer illere kıyasla daha hesaplı.

Bu posterlerde sayısal bilgi dışında hiçbir açıklama olmadığı için, yetkililerin (başta Belediye Başkanı Mansur Yavaş) bu verileri karşılaştırma yapmamız amacıyla sunulduğu anlaşılıyor.

Şeffaflık ilkesi böyle uygulanmaz. Küçük puntolu sayısal verilere boğulmuş, en ufak bir grafik çalışması bile yapılmamış bu posterler, bir yere yetişme telaşıyla toplu taşıma kullanan insanlar için hiçbir anlam ifade etmiyor. Vakit ayırıp incelediğimde ise Ankara’nın diğer şehirlere göre pahalı olduğunu görüyor ve yetkililerin bunları neden asma gereği duyduğunu sorguluyorum.

Toplumun belirli kesimlerine sağlanan avantajlı ve indirimli ulaşım tarifeleri, üzerinde durmak istediğim bir diğer konu. Sabah mesaisine erken başlayanlar için 06:00-07:00 saatleri arasındaki biletlerin nispeten ucuz olması, 65 yaş üstü ücretsiz, öğrenciler için indirimli ve abonman uygulamaları mevcut. Bu noktada benim bakış açımdan, nihai talep herkes için ücretsiz ulaşımdır; bunu açıkça ifade edebilirim. Ancak tüm bu tabloda ücretli çalışan kentli yurttaşlar tamamen dışarıda bırakılıyor. “Onların zaten az da olsa çok da olsa geliri var, o yüzden bu yükü onlara verelim” anlayışı, insanları her geçen gün daha da zor duruma sokmaktadır.

Bu özel konudaki ilk aşama önerim şudur: Tıpkı öğrenci abonman (yalnızca 28 yaş altı öğrenciler için geçerli) tarifesinde olduğu gibi, öğrenci olmayan ve hiçbir indirim kategorisine girmeyen yurttaşların da, aylık avantajlı bir bedel karşılığında sınırsız biniş hakkı sağlayan bir tarifeye sahip olabilmesidir. Bahsettiğim bu yurttaş kitlesi, artık en azından muhalif belediyeler tarafından “yolunacak kaz” kategorisinden çıkarılmalıdır.

Sosyal medyada bu konuları kısa içeriklerle paylaştığınızda, görünmez bir kalkanla karşılaşıyorsunuz ve bu kalkanı yine vatandaşın kendisi inşa etmiş durumda. Vatandaş, yoksulluktan ve siyasi iktidarın tüm yükü emekçiye yükleyen politikalarından bıkmış durumda. Bu nedenle, muhalif bir belediye başkanı ve politikalarının eleştirilmesine karşı bireysel tepkiler gösteriyorlar. Bu refleks, Mansur Yavaş yönetiminin yıllardır özenle inşa ettiği ‘eleştirilemezlik’ algısının da bir sonucudur.

Bu durumu, son günlerde farklı konularla çalkalanmasına rağmen, Türkiye futboluna benzetiyorum. Konu Ankara olduğuna göre, Gençlerbirliği üzerinden bir örnek vereyim: Galatasaray maçında Fenerbahçeli, Fenerbahçe maçında ise Galatasaraylı olmakla suçlanırsınız. Gençlerbirliği’nin bu İstanbul takımlarının doğrudan rakibi olduğu ise kimsenin aklına gelmez. Bu, tıpkı Mansur Yavaş’ı eleştirdiğinizde AKP’li olmakla itham edilmeniz gibi bir durum. Zaten sosyalistlerin yıllardır maruz kaldığı ithamlar bu tabloyu daha da tanıdık hale getiriyor.

Ezcümle, emekçiler olarak hayatımızı zorlaştıran şeylere karşı durarak, daha basit düşünmeli ve yaşamımızı bir adım dahi olsa iyileştirecek talepler etrafında birleşmeliyiz. Talebimizi kimden dile getirdiğimizden bağımsız olarak, kazanım elde etmeli, talepleri adım adım büyüterek hakkımızı birleşerek almalıyız. İktidarın gündem bombardımanı altında ezilmemeli, belediyenin ulaşım zammı tercihini normalleştirmeye yönelik çabalara boyun eğmemeliyiz.

Bu yazıyı kaleme almamın nedeni Ankara’da 2026’da yürürlüğe girecek ulaşım zammıyla ilgili olarak, basit bir internet aramasıyla Anadolu ve Anka haber ajanslarının içeriği dışında kayda değer bir bilgiye ulaşılamaması. Ankara halkının teveccühü ile %60 gibi yüksek bir oy oranıyla ikinci kez seçilen Mansur Yavaş’ın son demeçlerinin birinde sözünü ettiği ücretsiz ulaşım uygulamasını ivedilikle görmek istiyorum. Bu zam kararını ise emekçi halkın sırtına yüklenmiş ek bir maliyet olarak değerlendiriyorum.

Reklam

Mert Hakcı

Toplumcu mühendis, hayat ve sokak üzerine yazılama

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu