Bir Ülke, Çocuklarını İş Yerlerinde Öldürerek Kalkınır Mı?

Türkiye’nin bin bir sanayi bölgesinde sabahın metal kaynağı kokulu sisi henüz dağılmadan, atölyelerde küçük eller makinelerin ritmine karışıyor. Bu çocukların çoğu, devletin “eğitimle istihdamı birleştiren” modeli olarak sunduğu MESEM – Mesleki Eğitim Merkezleri Programı kapsamında çalışıyor. Kağıt üzerinde bir öğrenme sistemi gibi görünen MESEM, sahada giderek kurumsallaşmış çocuk işçi istismarının tarihsel olarak en büyük örneğine dönüşmüş durumda.

Resmî rakamlara göre bugün MESEM’e kayıtlı öğrenci sayısı 350 bin’i aşıyor. Bu ölçek, programı yalnızca bir eğitim politikası olmaktan çıkarıp Türkiye’nin ekonomik yapısında stratejik bir unsur hâline getiriyor. Ancak çocukların çalışma saatleri, güvenlik koşulları ve ölümlerine ilişkin veriler, bu stratejinin ağır bir toplumsal bedeli olduğunu gösteriyor.

MESEM, haftada bir gün okul – dört gün işyeri şemasıyla işliyor. Devlet desteğiyle düşük maliyetli işgücü sağlayan program, işverenler için cazip. Kâr oranları gerileyen emek yoğun sektörlere MESEM projesiyle çocuk işçileri patronlara ilaç gibi geliyor olmalı. Bir patron asgari ücret ya da 30 bin TL vereceği bir işçi yerine 6 bin-11 bin TL’ye 2-3 çocuk işçi çalıştırabiliyor. Emek maliyetlerinden kurtuluyor; maaşı da işsizlik fonuyla devlet ödüyor.Fakat çocuklar için tablo karanlık.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’ne göre 2024’te 71 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti. Bu yıl Kasım ayı sonunda ise ölen çocuk işçi sayısı 85’i buldu. Bunları bir rakam olarak vermek istemem, biraz da patronların karı büyüsün diye yitirdiğimiz insanlardan bahsetmek isterim.

Mesela, Beyzanur Hatmorioğlu 20 Haziran 2023 günü, bir aracın yakıt deposunun şamandırasını değiştirirken birden yakıt deposu parladı. Vücudunun yüzde 80’inin yanmasına mani olamadılar. Beyzanur olaydan sonra yürüyebilmek, ellerini düzgün kullanabilmek için 7 ayda 15 ameliyat geçirdi. Gazetelere olay iş kazasında bir kızın yaralanması olarak geçti. Oysa Beyzanur hayatının henüz başında, hiç gereği yokken dahil edildiği MESEM projesinde başkasının hatasıyla hayatı değişti. Beyzanur artık kendi bildiği Beyzanur değildi.

Eren Yüceboy’un şubat 2024’te yaptığı haberde adı geçen 17 yaşındaki Taner, Süheyl ErbozMesleki Eğitim Merkezine yani MESEM’e kayıtlı öğrencilerden biri. Haftanın bir günü okulda 4 günü de iş yerinde çalışan çocuklardan biri yani. Çalıştığı iş yerinde 15 kiloluk bir motorun yüzüne çarpması ile yaralanıyor. Daha 17 yaşındayken böylesi büyük bir yaralanmanın travmasını ruhunda taşıyacak.

Hayatlarının henüz başında, gerçekten hiçbir şekilde çalışmamaları gerekirken, önlerinde zaten 65 yaşına kadar çalışacakları bir ömür varken çalıştırılan çocukların 9’u son bir sene içinde hayatlarını kaybetti. 9, 10 ve 11. sınıftalarsa asgari ücretin yüzde 30’unu, eğer 12. sınıftalarsa asgari ücretin yüzde 50’sini alan bu çocuklar, gönüllerince eğlenmeleri gereken, gezmeleri gereken yaşta MESEM programına katılıp canlarını iş yerinde bıraktılar. 2024 yılının başından bugüne kadar atölyelerde kaybettiğimiz çocuklar sadece istatistik olan çocuklar değiller. İsimleri şöyle: Arda Tonbul, Ulaş Dumlu, Zekai Dikici, Ömer Çakar, Ömer Girgin, Murat Can Eryılmaz, Erol Can Yavuz, Alperen Enes Ural ve Eren Dağ…

14 yaşındaki Arda Tonbul sac büküm makinesine sıkışarak, 17 yaşında Alperen Enes Ural inşaatta doğalgaz borusu döşerken yüksekten düşerek, 17 yaşındaki Muratcan Eryılmaz inşaatta yüksekten düşerek, 15 yaşındaki Erol Can Yavuz üzerine sunta bloklarının devrilmesi sonucu, 17 yaşındaki Ömer Çakar klima tesisatı döşerken ikinci kattan düşerek, 16 yaşındaki Zekai Dikici inşaatta yüksekten düşerek, 17 yaşındaki Ulaş Dumlu, atık havuzuna düşerek, 15 yaşındaki Alperen Kocayavuz inşaatta yüksekten düşerek öldü. Son ölüm haberi Konya- Karapınar’dan geldi.

Yine MESEM öğrencisi Eren Dağ, çalıştığı sondaj firmasının Akören mevkisinde bir tarlada kuyu açmak için sondaj çalışması yapılırken elektrik akımına kapıldı ve yaşamını yitirdi.

Yine rakamlara dönersek, Türkiye’de çocuk işçiliği verileriyle MESEM’in büyümesi paralel ilerliyor. TÜİK’in 2023 verisi 720 bin çocuk işgücünden bahsederken, bağımsız araştırmacılar sayıların 1,5 milyona ulaştığını belirtiyor. Bu tahmin ile MESEM’in kapsamı arasındaki örtüşme dikkat çekici ve rahatsız edici.

Hal böyleyken, geçtiğimiz hafta İstanbul’da Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) “Türkiye Yüzyılı Mesleki ve Teknik Eğitim Zirvesi” devam ettiği sırada, üzerinde “Çocukların kanı elinizde” yazılı bir pankart açıldı. Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi üniversite öğrencileri, MESEM’lerde yaşanan çocuk iş cinayetlerini protesto etti. Özel güvenliğin müdahalesinden sonra gözaltına alınan 17 öğrenciden 16’sı tutuklandı.

Çocuklar, başka çocukların ölmemesi için ses çıkardığı için tutuklandı.

Uzmanlara göre bu karar, Türkiye’de giderek normalleşen bir eğilimi gösteriyor: Çocuklar artık yalnızca ucuz işgücüne dönüştürülmüyor, aynı zamanda itiraz ettiklerinde kriminalize ediliyor. UNICEF verileri, Türkiye’de barışçıl protestolara katıldığı için gözaltına alınan çocuk sayısının son iki yılda Avrupa ortalamasının üç katına çıktığını gösteriyor.

MESEM kapsamındaki işyerleri MEB tarafından denetleniyor görünse de veriler farklı bir hikâye anlatıyor. 2023 yılında bu işyerlerinin yalnızca %12’si denetlenebildi. Birçok öğretmen yüzlerce öğrencinin sorumluluğunu taşıyor; çoğu işyerinin eğitim niteliği yok. Çocukların büyük bölümü, ILO’nun “yüksek riskli işkolu” olarak tanımladığı sektörlerde tam zamanlı çalışıyor.

Bu tablo, programın eğitimden çok seri üretim ekonomisine entegre edilmiş çocuk emeği ürettiğini gösteriyor. Çocukların kazandığı ücret, çoğu zaman sigortasız bir yetişkin işçinin bile altında; ancak işveren için maliyet avantajı son derece yüksek.

Program özellikle ekonomik kırılganlığın yoğun olduğu bölgelerde hızla yayılıyor. Çocukların kazandığı aylık ücret, birçok aile için hayati önemde. Bu nedenle veliler kötü koşulları dile getirmeye çekiniyor; çocuklar işten ayrılmak istese bile ev ekonomisi buna izin vermiyor. Böylece MESEM, devletin ve işverenlerin ihtiyaç duyduğu “görünmez ve ucuz işgücü havuzu” hâline geliyor.

Ekonomik göstergeler, MESEM büyüdükçe ucuz işgücü üzerindeki baskının arttığını; eğitim hakkının ise giderek daha dar bir alana sıkıştığını gösteriyor.

16 protestocunun tutuklanması, bir sistemin kendisini eleştirenlere karşı ne kadar tahammülsüzleştiğini göstermesi açısından kritik bir eşik. Çocuk işçiliği ile eğitim arasındaki çizginin silikleştiği bir yerde, çocukların özgürce konuşması değil, susması bekleniyor. Ancak susturulan her ses, istatistiklere girmeyen her ölüm ve denetlenmeyen her işyeri, ülkenin geleceğinden koparılan bir parçayı temsil ediyor.

Gerçek soru şudur: Bir toplum, çocuklarının ellerini makinelerin ölümcül dişlilerinin arasına terk ederek kalkınabilir mi?

MESEM’in bugün yarattığı tablo, ekonomik bir modelden çok daha fazlası. Bu, ülkenin en genç yurttaşlarının kaderini belirleyen bir kararlar bütünü. Eğitimle büyütülemeyen çocuklar, erken yaşta çalışarak değil; yalnızca erken yaşta yorularak büyüyor.

Ve Türkiye’nin önünde hâlâ şu soruya verilecek bir cevap var: Çocuklarını iş gücünün bir parçası olarak mı, yoksa geleceğin sahibi olarak mı görmek istiyor?

Reklam

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu