Dr.Ali Haydar Fırat, CHP Parti Meclisi Üyesi
Her yıl tüm coşkumuzla yıldönümünü kutlasak da çok uzun bir zamandır cumhuriyetimizin tarihsel evrimine ve gelecek tahayyülüne ilişkin bir tartışma yürütmüyoruz. Oysa Cumhuriyet, bir kutlamadan çok daha fazlasıdır. Geçmişten geleceğe siyasal yürüyüşümüze rehberlik edecek devrimci içeriğe sahiptir.
Buradaki en temel sorumluluk elbette bizde; yani Cumhuriyet Halk Partisi’nde. Bilerek ya da farkında olmadan sağ siyasetin kurumsal hegemonyası ve toplumu dönüştürme konusunda kat ettiği mesafe hem Cumhuriyetimizi ve hem de partimizi “sağ sapma”nın etkisi altına almıştır. Uluslararası düzenin ve sermayenin neoliberal egemenliğinin kabulü ve buna solun evrensel düzeyde bir cevap üretmemesi; içeride sağın bütün versiyonlarının/partilerinin tek tek iktidar olmasına rağmen partimizin ve genel olarak solun güçlü bir alternatif siyasal program, kadro ve söylem çıkaramamış olması, siyaset tarzımızda da giderek rakibimize benzeyen siyasal pratikleri ve popülist söylemleri egemen kılmıştır.
Daha önce yazmıştım, salt rakibini eleştirmek negatif siyasettir ve asla iktidar olma imkanı sağlamaz, bizi muhalefetin konforlu alanı içine hapseder. Yıllardır korku, kaygı ve endişe üzerine inşa edilen söylemin kitlesel bir çözülme yarattığı ve seçimlerde beklenen başarıyı getirmediği ortadadır.
O halde başka türlü düşünmenin, davranmanın, üretmenin ve yeniden umut yaymanın gerektiği açık.
Bir büyük sıçrama
Bu noktada şu tespitleri ve önerileri Cumhuriyetimizin 102. Yılı çerçevesinde tartışmaya açmakta büyük fayda bulunmaktadır.
1. Cumhuriyet bir devrimdir ve solun bu topraklardaki asli siyaset yapma zeminidir.
2. Cumhuriyet sadece kılık kıyafet devrimine indirgenecek şekli bir durum değildir, hem kurumsal atılım hem de yeni insan yetiştirme noktasında yaşamın bütün alanlarını dönüştüren bir büyük sıçramadır.
3. Cumhuriyet iddia edildiği gibi salt bir üst yapı devrimi değildir. Tam tersine ülkenin bugüne kadar var olmasını sağlayan köklü bir altyapı devrimidir. Demir ağlar ve fabrikalar ile Anadolu’yu büyütme ve kalkındırma devrimidir.
4. Etnik ve inançsal olarak ayrışmış, yüzyıllarca o çerçevede yönetilmiş büyük ve parçalı kitlelerin bir araya getirilip eşitlik temelinde vatandaşlık bağı ile bir ulus kurma mücadelesidir. Bu alandan yaşanan olumsuzluklar elbette ki mevcuttur. Ancak var olan dünyada yerini alabilmek, yani yok olup gitmemek için ulus olma çabası tarihsel bir zorunluluktur ve Cumhuriyet bu süreci başlatmış, büyük ölçüde başarılı olmuştur.
5. Cumhuriyeti salt kurumsal bir atılım olarak görmek ve bu çerçevede ona bürokratik bir nitelik atfederek halktan kopuk bir rejim portresi çizmek doğru değildir. Başta halkçılık olmak üzere, bizatihi devrimin ilkeleri böylesi bir rejimin oluşmaması için geliştirilmiş temel çözümdür.
6. Cumhuriyetimizin temel ilkeleri ile partimizin 6 Oku kurucu politik çerçevemizdir. Ancak tarihsel süreç içerisinde yeteri kadar anlaşılmamış, detaylandırılmamış, derinleştirilmemiş ve gündemleştirilmemiştir.
7. Cumhuriyetimizin yönü ve o yöne zemin hazırlayan tarihsel arka plan ileri bir medeniyete -muasır medeniyete- ortak olmak ve onu aşma cesaretini göstermektir. Bu gösterilememiştir.
8. İki savaş arası dönemde ve tarihin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşarken sadece ayakta kalan bir ülke değil; aynı zamanda görülmemiş bir kalkınmayı gerçekleştiren ve kendi paradigmasını inşa eden bir Cumhuriyetin bugün çok daha iyisini yapacak imkana ve potansiyele sahip olduğumuz asla unutulmamalıdır.
9. Büyük Atatürk sadece bu toprakların ve kendi döneminin değil, tarihin en büyük devrimcilerindendir. Onun entelektüel çabası, siyasi liderliği, devrimci cesareti ve radikal çözümleri bu büyük halk devrimini bu topraklarda var etmemizi sağlamıştır.
10. Tarihin bu noktasında Cumhuriyet Devrimini sahiplenmek, onu yeni bir aşamaya taşımak ve hedeflediği ekonomik ve politik düzeni inşa etmek en çok bizim temel sorumluluğumuzdur.
Yurtsever sol
Bugün partimizin içinde bulunduğu sorunu ya da kriz durumunu salt iktidarın bize dönük saldırıları ile açıklamak kolaycılık olur. 1980’den günümüze sol ve cumhuriyet sistematik olarak plastikleştirilmiş, içeriksizleştirilmiştir. Bu ideolojik ve politik saldırıya gerekli yanıt verilememiştir. Partinin her düzeyde kadroları bu saldırılara karşı gerekli donanımı kuşanmamış ve mücadele azminde olmamış, sağın hegemonyasına karşı aktif politik bir mücadele hattı kuramamıştır.
Meseleyi yalnızca seçim başarısına indirgeyen; ama güçlü bir kadro, yetkin bir program ve kapsayıcı bir söylem oluşturmadan bu başarının da elde edilemeyeceğini görmeyen kadrolar sürekli yenilgilerle hem toplumsal çözülmeye hem de ideolojik gerilemeye engel olamamışlardır. Kuşkusuz son yerel seçim başarısı bir istisna olmakla birlikte bu başarının yeterince detaylandırıldığını, kazanılan yerlerde siyasal bir dönüşüm için kapsamlı bir çalışmanın başlatıldığını söylemek olası değildir.
Bu çerçevede partinin güçlü bir biçimde ayağa kalkması, Cumhuriyeti ve devrimi daha ileri taşıması için iki kavram seti öneriyorum.
İlk olarak Yurtsever Sol bir çerçeve zorunludur. Her ne kadar solun enternasyonal bir karakteri olsa da kendi değerlerinden ve gerçekliklerinden beslenmeyen bir solun varlığı, gelişimi ve birleştiriciliği olamaz.
Yurtsever Sol, kendi tarihiyle ve toplumuyla barışık, aynı zamanda kendi ulusunun temel hedef ve önceliklerini, gerekliliklerini kabul eden bir yaklaşımı esas almaktadır. Kendi devlet ve toplum ilişkiselliğini ve Cumhuriyetimizin bir yanıyla devletçi diğer yanıyla halkçı bir sentez olduğunu kabul eder. Oryantalist söylem, aktarım ve çeviriler üzerine kurulan ithal kavram setleriyle kendi gerçekliğini analiz etmez. Bunun yerine kendi gerçekliğini ve ona ilişkin kavramları üretme cesaretine girişir. Çünkü ancak böylesi bir yaklaşımla istisnai bir siyaset mümkün olabilir, dünyaya ilham verecek bir özgünlük ve statü kazanabilir. Bu çerçevede elbette içe kapanmacı ya da nasyonalist bir tez ileri sürmemekteyim. Tam tersine içeride güçlenerek büyüyen bir sol alternatifin bölgede ve dünyada çok ciddi katkıları olacağını iddia ediyorum.
Devrimci bir Cumhuriyet, öncelikle Cumhuriyetin devrimci karakterini kabul etmekle ve o çerçevede yeni bir yaklaşım üretmekle mümkündür. Çok uzun bir süredir şekli törenlere ve kutlamalara hapsedilen devrim coşkusu buradan çıkarılmalıdır. Bunu ancak sol bir perspektifle yapmak mümkündür.
Tarihin ve tarihimizin en büyük ve en radikal hamlelerinden biri olan Cumhuriyet, devrim kategorisinden çıkarılmamalıdır. Cumhuriyetten devrimi çıkardığımızda; ya da devrimden Cumhuriyeti çıkardığımızda içeriksizleşir, anlamsızlaşırız. Bunun önüne geçmek durumundayız.
Elbette bütün bu değişimi sağlayacak en önemli aktör Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Çok uzun bir süredir politik tartışmaları partinin her katmanında yapmayan, salt gündelik ve aktüel olana cevap niteliğinde söylem geliştiren partimiz içinde bulunduğu kuşatmayı ancak yeni politik ve cesur hamlelerle yarabilir. Uzun zamandır partimizin aksayan sol yanını inşa etmek, partinin kurucu değerleri ile bugün temel ihtiyaçlarını sentezlemek ise yeni bir mücadeleyi gerekli kılmaktadır.
Bugün en az 1923’teki kadar devrimci ve cumhuriyetçi olmak zorundayız. Yıllardır aynı pratikler ve söylemlerle yol alınmadığını, alınan yolun ise mevcut iktidar karşıtlığına bağlı olduğunu görmek durumundayız.
Siyasal değişim için iktidar
O halde yeni bir hikaye yazılmalıdır.
Toplumsal ve siyasal değişimi hedeflemeyen hiçbir parti iktidar olmamıştır. İktidar olmak tek başına bir amaç değildir. İktidar, siyasal değişimi gerçekleştirmek için ele geçirmek zorunda olduğumuz araçtır. Bu nedenle salt iktidar olmayı hedefleyen bir yapının buna ulaşması da; başarılı olması da mümkün değildir. O halde bir büyük değişim hedefini toplumun önüne koymak gerekir, böylece partimizin önüne koyacağımız iktidar hedefi de gerekçesine kavuşacaktır.
Halkının % 80’inin yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir ülkede sosyal demokrat bir partinin temel önceliği bu toplum kesimlerini ve bunların içinde bulundukları sosyal ve sınıfsal yapıları bir politika çerçevesinde örgütlemektir.
Tabanından yönetimine çok ciddi sol kadroların bulunduğu partimiz Cumhuriyetimizin 102. yılında daha fazla solculaşmak ve daha fazla devrimcileşmek zorundadır. Bu çerçevede bir çizginin partinin her düzeyinde etkin olması hem iktidarın elde edilmesi hem de her alanda köklü değişimlerin yaşanması için kaçınılmazdır.
Bu amaç etrafında birleşmeye yatkın güçlü bir toplumsal ve kadrosal yapının varlığı mevcuttur ve mutlak suretle yan yana gelecektir. Bizlere düşen devrimci görev bu süreci hızlandırmaktır.
