Zannedilenin aksine AKP’nin son kalesi: Laikliğin siyasal iletişimi

İslamcılar uzun süredir neredeyse her aşamada kontrollü ve progresif bir siyasal iletişim inşa ediyorlar. Gerçekler bir sabırla bükülüyor. Ancak bütün bunlara rağmen Türk siyasi kültürü belirli bir aşamada kendini dikte ediyor. Varsıllık sorunu laikliği dokunulmaz kılıyor.

Bütün bir siyasal tarihimiz sokak hareketleri ile siyasi partilerin toplumsal kurgularının arasındaki makasa; onun teorilerine ve pratiklerine dayanır. Sokak ile sandığın asırlık çelişkileri belirli tarihsel kesitlerde sağ ve sol siyasetin üstünde sörf yapabileceği birtakım toplumsal hareketleri ortaya çıkarmıştır. Türk siyasi kültürü bu çelişkilerin çatlakları arasında filizlenir ve bir problematik olarak yerleşik hale gelir.

Türk siyasi kültürünün varsıllık sorunu

Bu kültür örüntüsünün önceleri CHP, daha sonra Demokrat Parti’den Milli Görüş’e kadar bir dizi siyasal hareketin “farkındalığını” artırması da bu farkındalığı toplumu manipüle etmek için kullanması da mümkün olmuştur. Bu bir varsıllık sorunu yaratır. Laiklikten mahyalara, tekbirden Atatürk’ün üst yapı devrimlerine, emek mücadelesinin kazanımlarından kamuculuğa kadar her “varsıllık” bir örüntü olarak vardır. Zira CHP’nin camilerle ilişkisi, Erbakan’ın laikliği sorun olarak görmediği anlatısı, Erdoğan’ın Atatürk’le barışma hikayesi aynı örüntülerin parçasıdır. Türk siyasi kültürüne göre var olan hiçbir fenomen ortadan kaldırılamaz. Belki şekil değiştirebilir. CHP mahyaları ortadan kaldıramaz ama üstündeki yazıları değiştirebilir. Erbakan laikliğin “yanlış tatbik edildiğini söyler. Erdoğan “Türkiye’nin banisi” anlatısıyla kurucu iradenin etkisini seyreltebilir. Bütün bunlara rağmen var olanlar yok olmazlar. Doğrudan doğruya bir varsıllık sorunu olarak kendilerini gerçekleştirmeye devam ederler. 

Fenerbahçe tribününden bir video internete düşer. Taraftar grubu hiç şaşırtıcı olmayacak şekilde tekbir getirerek maç izlemektedir. Video devam eder. Aynı taraftar grubu tekbir sesleri bittikten iki saniye sonra “Türkiye laiktir, laik kalacak,” sloganları atar. Bu bütün bir siyasal alanın çelişkileri arasında, son derece sakat ve aynı zamanda pragmatik bir, “bir arada kalma” arzusudur. Devlet aygıtının uzattığı nosyonların kimyası çelişkilerin arasında hayatta kalma isteğiyle gün yüzüne çıkar. Bu yüzden asırlık Cumhuriyet deneyimimiz boyunca çatışma dinamikleri yalnızca bazı tarihsel dönemlerde sağa veya sola ve yalnızca belirli bir ölçüde meyletmeye yarar. 

Sandıkta sayılan oylar

AKP’nin içinde az olmakla birlikte kendini “sosyal demokrat” veya “sosyalist” olarak tanımlayanların olmasının anlamı da budur. Yapılan pek çok araştırma AKP’ye oy verenlerin önemli bir bölümünün “laiklik ve demokrasi” konusunda toplumda ortaya çıkan endişelere eşlik etmekte olduğunu göstermektedir. Ancak bütün bunlar AKP’nin yanında yöresindeki yandaş kadrosunun insicamını bozmaz. Çünkü bu büyük sosyal gruplar partilerini terk etmezler. Bu da bize bir işaret vermelidir. Yandaşlar bütün performanslarını yalnızca toplumsal muhalefetin öfke dolu aktörlerine, yani bizlere gösterirler. AKP’nin altında kümelenmiş çeşitli toplumsal gruplar bu çatışma dinamiğinden haberdar dahi değillerdir. Onlar dış politikadan ulusal savunma sanayine, AKP’nin devletin “köhnemiş zihniyetinden” partilerinin “devrimciliğine”, emekçi kesimlerin refahtan aldığı paydan alnı secdeye değen kadroların iş başında olmasına kadar bir düzine anlatıya maruz kalırlar. Bu anlatılar Halk TV’de karşılanmaya çalışılırken bir yorumcu AKP’nin yolun sonuna geldiğini söyleyiverir. Bu sırada AKP’li kadrolar TMMOB odalarında seçimleri kazanmaktadır. Gerçeklik ile anlatı bir tenis topu gibi iki sahaya düşmektedir. İkisi sandığa girer ve biri kazanır.

Laiklik tartışması 28 Şubat zeminine oturduğundan beri Erdoğan buradan birtakım kazanımlarla çıktı. Çünkü 12 Eylül’le ve solun yaşadıklarıyla kıyaslanamayacak kadar ama pazar tezgahında çok taze bir mağduriyet vardı. Talihsizlik şu ki aynı tarihlerde CHP’nin başında kendi siyasal alanındaki insanların dahi nefretle andığı Deniz Baykal vardı. Erdoğan ve AKP kadroları, hatta Fethullahçılar sosyolojik dokuya uygun olarak 28 Şubat’ı kaşıdı. Ancak öykünün tamamlandığı, dahası sosyolojik karşılığının kalmadığı bir tarih 28 Şubat. Üstelik Erdoğan’ın öyküsünde üzüm yediği ve bağcıyı dövmediği bir hikaye. Bu yüzden normalleşme süreci günlerinde Özgür Özel’in talepler listesinde 28 Şubat mahkumlarına el uzatmayı ihmal etmedi Erdoğan.

Baskıcı olan Fransız laisizmi değil

Bugün laiklikten anlamamız gereken doğrudan Fransız laisizmi. Anglosakson sekülerizminden farklı olarak insan yaşamını yaklaşımının merkezine koyar laisizm. Onun dinle ilişkisi ikincil bir bakış açısını temsil eder. Türkiye’de İslamcı çevrelerin anlatımının tam tersine laiklik sekter veya ekstremist değildir. Sekter ve ekstremist olan bizzat İslamcıların alttan alta savunduğu sekülerizmdir. Kamusal alanın inşasını anglosakson geleneklerle inşa etme, devletin varlığını her şeyin üstünde tutma ve lazımsa insanın temel hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırma istenci bu geleneğin argüman setidir. 

İslamcılar uzun süredir neredeyse her aşamada kontrollü ve progresif bir siyasal iletişim inşa ediyorlar. Gerçekler bir sabırla bükülüyor. Ancak bütün bunlara rağmen Türk siyasi kültürü belirli bir aşamada kendini dikte ediyor. Varsıllık sorunu laikliği dokunulmaz kılıyor. Bunu en çok Erdoğan gördüğü için savaşı başlatırken laiklik yerine laiklik bildirisine imza atanlara saldırıyor. Onu Bahçeli takip ediyor. Yapabilecekleri en iyi şey laiklik tanımının içini boşaltmaya çalışmak olur. 

Ancak şu da unutulmamalı. İslamcıların büyük düşmanı İsmet İnönü’nün Çankaya’da yaptırdığı camii uzun yıllardır inşaat halinde. Bakanlık bütçeleriyle çalışan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu mütevazi camiye eli değmiyor bir türlü. Çünkü bunun propagandasını yapmak Erdoğan’ı zayıf karnından vurmak demek. Toplumsal muhalefetin argüman setlerini oluştururken yalnızca iktidarı hedef alması; muhafazakar ve dindar toplumsa kesimlerin savrulmasına engel olması, dahası siyasal alan ile büyük toplumsal kesimleri net ayrımlarla birbirinden ayırması gerekiyor. AKP elindeki bütün araçlarla toplumun orta yerin dinamit koymaya çalışıyor çünkü.

Reklam

Eren Aksoyoğlu

Siyaset bilimci, sosyal demokrat, kız babası

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu