19 Mart sonrası başlayan sokak hareketi bir süre sonra CHP tarafından, mitingler eliyle sönüme uğratıldıktan sonra siyasette yeni bir kapı açıldı önümüze. Bunu gören, yani siyaset yapmaya girişen iki özne var son zamanlarda. Birincisi, 19 Mart’tan önce başlayan ve hala devam eden “terörsüz Türkiye” süreci bağlamında MHP. Bu yazının konusu değil. İkincisi Türkiye İşçi Partisi, yazıyı da buna yönelik yazmak istiyorum.
Hatırlatmak gerekirse 2021 ortalarında başlayan TİP’in yükselişi de bugünlere benzer bir döneme denk gelmişti. Türkiye pandemi sonrasını takip eden dönemde CHP tarafından birçok başlıkta siyasetsiz bırakılmış ve yurttaşlara ısrarla sandığı beklemesi salık verilmişti. Bu süreci iyi okuyan TİP, gerek mecliste gerekse de sokakta yurttaşların tepkilerine karşılık gelebilecek siyaseti çok hızlı biçimde ördü. Yurttaşlar kendi seslerinin duyulduğunu TİP’i dinleyerek hissettiler. Dolayısıyla da parti büyüdü.
Sonrasında gelen 2023 seçimleri, bence gereksiz ittifak tartışmaları, bazı vekil adaylıkları ve seçilen sloganın yanlışlığı büyümeye bir darbe vurdu. Burada sosyalist sol seçime nasıl yaklaşmalı, seçimler neyin aracı olmalı gibi teorik tartışmalara girmeyeceğim elbette. Ancak bu 2023 seçimlerinin bakiyesi geniş kesimler nezdinde sadece Kılıçdaroğlu’nda kaldığından olsa gerek, 2024 yerel seçimlerini de bence TİP yara alarak geçirdi. Ortaya konan iddia geniş kesimlere ulaşmadı.
Bu iki paragrafta özetlediğim partinin yükseliş ve duraklama sürecinin ardından tekrar bir yükselişin izleneceği kanaatindeyim. Bu yükseliş için de, bir süredir atılan birkaç kritik adım belirleyici oldu ve olmaya devam ediyor. Bunları birkaç başlıkta özetlemek gerekirse: Medya, “İçerik Üretimi” ve sonrasında gelen yeniden siyaset yapma adımları.
Öncelikle TİP’e yüzünü çevirmiş sempatizanlar, kurulan yeni YouTube kanalı olan “alan” aracılığıyla, bir zihin temizliğine tabi tutuldu. Kanal ülke gündemin verdiği bolca malzemeye ek olarak geçtiğimiz birkaç yılı parti ideolojisine paralel biçimde bakmayı öğretecek içeriklerle sempatizanlara küçük bir akort yaptı. Sempatizanlıktan fazlası olanlar için zaten geriden beri gelen bolca yazılı-baslı mecralar vardı, bunlar da daha geniş kesimlere ulaşacak şekilde yeniden konumlandırıldı. Kendine yakın kitleleri dönüştürmeye dönük bu süreçler biraz zaman alabiliyor, ancak zannımca artık burası oturdu. Başta sempatizanlar olmak üzere, çeşitli başlıkları takip etmek isteyenler ya da öğrenmek isteyenler gerçekten bu kanalı açıp bakıyor. Bu tespiti hiçbir internet mecrasına ya da veriye bakmaksızın, sadece kendi sosyal çevremden yaptığım gözlemlere dayanarak söylüyorum.
Kanalın ardından, bir süredir parti siyaseti etrafında siyaset yapan isimlerin, parti ismini kenara koyarak, fikri anlamda dönüşüm sağlayabilecek işlere girdiğini görüyoruz. Kurulmak istenen siyasi hattın artık günümüzün popüler sektörü olan “içerik üretme” kılıfında “dolaşıma” girmekte. 2010’lu yıllara damga vuran “verilecek mesaj ile öznenin yan yana getirilmesi üzerinden yakınlık hissettirme” hadisesi bizi influencer marketingin başat olduğu döneme getirdi. Instagram’ın ilk dikey video formatını anlattığında gelen sert eleştiriler artık internet çöplüğünde. Kaydırmak fiili ve fiilin çekimleri, ekran süresiyle birlikte, 300 kelimeyle konuşmaya çalıştığımız dilimizin içerisine birkaç yıldır yerleşmiş vaziyette. Dolayısıyla konuya dönersek; birinci halkayı dönüştürecek bir YouTube kanalı yanına, ülke atmosferinin kötülüğü sebebiyle yüzünü sola dönebilecek olası insanlara hitap edebilecek bir anlatı demeti de hazır durumda.
Burada şunu da söylemek lazım: 2010’lu yıllar maalesef liberal kapsayıcılık açısından verimli geçti. İnsanların dilindeki çoğu sosyolojik argümanın ideolojik bağının silikleştirildiği, tek normalin piyasacı normların hakim olduğu bir atmosferde geçirdik. Buraya dair esaslı itirazları yapacak malzeme olsa da bu sistemliliği sağlayacak kadar organize değildi toplumsal muhalefet. Meydanlarımızı, kentlerimizi, yaşam ve eğitim hakkımızı savunma pozisyonundan tekrar karşı atağa geçemedik. Burada herkese pay düşüyor. Bir kez daha konuya dönersek, bugünün dünya konjonktürü göz önüne alındığında bireycilik, öz-benlik inşası, dikkat ekonomisi ve toksik pozitivite gibi trendleri eleştirmek artık çok daha mümkün; TİP de bu bahsettiğim yöntemle bu alana müdahil olmaya hazır görünüyor.
Elbette hiçbir siyasi parti sadece online mecrada süreçleri götüremez, büyüyemez. Esas olan siyasetin kendisi, söylediğiniz söz ve bunu geniş kesimlere düzenli olarak taşıyabilmektir. Buna mukabil olarak, yukarıda saydığım iki adımın kendi doğalına geldiği andan itibaren Türkiye İşçi Partisi’nin tekrar siyaset yapmaya başladığını gördük. Öncelikle iyi hazırlanmış, toplumun tüm kesimlerinden destek görecek bir kampanya izledik: Çocuklara bir öğün yemek.
Tam bütçe tartışmaları gündemi varken, örneğin bütçeyi her bakanlık özelinde uzun konuşmaklarla kolaylıkla karşıtlık üzerinden görünür olmak varken, bunun yerine çok temel bir talep ile gündeme dahil oldu TİP. Belki yukarıda saydığım adımlar baştan planmış olmayabilir, partinin üyesi olmadığım için dışarıdan bir gözle bu tespitleri yapıyorum. Ancak örgütlerinin, yöneticilerinin ve saydığım diğer mecraların senkronize biçimde bu siyasete eşlik edebildiğini gördük. Yani gündelik siyasetin akışı devam ederken paralelde başka bir siyaseti sürdürebilme başarısını gösteriyor TİP.
Bir süredir siyasetsizlikle kuşatılmış toplumsal muhalefet, aynı zamanda kutuplaştırma siyasetinin başlatanı olmasa da sürdürenleri tarafından da siyasetsiz bırakılıyor. Ana muhalefet partisi CHP çoğu zaman siyaset yerine bu karşıtlıkları ya örmeyi ya da sürmeyi tercih ediyor. Dolayısıyla şunu söylemek gerekiyor: 23 yıldır süren AKP iktidarı bir an önce bitmelidir, buraya dair talepler çok anlaşılır. Ancak giden kadar yerine gelecek olanı da konuşmak gerekiyor. Gelen gideni aratmasın falan demek değil amacım, her türlü değişimin ülkenin önünü açacağı muhakkak. Ancak toplumsal muhalefetin de siyasal bir muhalefete dönüştürülme ihtiyacı bir ödev olarak önümüzde duruyor. Başlığa attığım siyaset yapmanın açacağı kapılar şu an için TİP’in önünde görünüyor. Başka bir siyaset de gelip bu kapılardan geçebilir. Türkiye’nin ihtimalleri hala ortada. Birileri kapıyı kapatacak kudrete de sahip elbette.
Sonlandırmadan evvel, bu yazıyı 2023-2024 aralığında, partilerine eleştirilerimle kafalarını ütülediğim Türkiye İşçi Partisi üyesi arkadaşlarıma ithaf etmek istiyorum. Bazen dinlemediler, bazen aldırmadılar, bazen de zannediyorum abartılı buldular. Bu ithaf ayrıca, şu an için aynı yere dönülmeyeceğini düşündürse de, benzer hatalar tekrarlandığında eleştirilere devam etme özgürlüğü tanıyor bana.
88 3 dakika okuma süresi
