Motosiklet: Güvenli Sürüş

Keşke herkes bu ekipmanların en iyisine erişebilse. Ama mevcut fiyatlarla maalesef bu mümkün değil. Bir önceki yazıda da belirttiğim gibi özellikle profesyonel sürücüler için bu malzemelerin vergisiz erişilebilir olması, ekipman kullanımını artırır, yaralanma sayılarını ve şiddetini azaltır, hatta hayat kurtarır.

Altyapı açısından dünyanın en iyi yollarına sahip değiliz. “En kaliteli asfalt bizde” diyemiyoruz. Trafik kültürümüz de ne yazık ki ideal durumda değil; her gün gerginlikler, tartışmalar, kavga görüntüleriyle karşılaşıyoruz. Üstelik yazının başlığını görünce akla hemen “kask takalım, doğru ayakkabıyı giyelim, korumalı mont olsun” gibi klasik güvenlik ekipmanı anlatıları geliyor olabilir. Bunlar elbette önemli, hatta vazgeçilmez. Fakat ben bu yazıda güvenli sürüşün önünü açacak ve toplumun daha büyük bir kısmına dokunabilecek başka noktalara değinmek istiyorum.

Motosiklet yolculuğu denildiğinde çoğu insanın aklına ilk olarak “sağ salim varmak” gelir. Sosyal bir sürücüyseniz bu önemlidir; çünkü amaç keyif almaktır, biraz da maceradır. Böyle bir yolculukta risk mümkün olan en düşük seviyede olmalı ya da en azından sıradan bir aktivitenin risk seviyesine yakın olmalıdır. Profesyonel sürücüler için ise konu çok daha kritik. Bir aksilikte risk altında olan şey yalnızca sağlık değil; geçim, aile düzeni ve hayat standardı da tehlikeye girebilir.

Ekipman

Ben bir eğitmen, uzman ya da yarışçı değilim. Ancak üç yıldır hayatımın her gününde motosiklet var. Yaptığım kilometreler, yaşadığım deneyimler ve tanıklık ettiklerim bana bazı fikirler verdi. Kask mesela… Çok önemli, ama doğru kaskı seçmek daha da önemli. “Hava sıcak” diye açık kask takmak ve olası bir kazada çeneyi tamamen savunmasız bırakmak bence kabul edilebilir değil. Üstelik tahmin edin bakalım hangi kasklar daha pahalı? Genelde sağlam, hafif ve testlerden geçmiş kasklar. Standartlara uymayan, sadece görüntü olarak var olan kırılgan kasklar ise daha ucuz, haliyle daha erişilebilir.

Eldiven de en kritik ekipmanlardan biri. Düşme anında vücudu korumak için refleks olarak ellerimizi öne koyuyoruz. Bu yüzden mevsime uygun, korumalı ve hareket kabiliyetini kısıtlamayan eldiven şart. Kaliteli eldivenlerin fiyatları genelde ithal malzemeler olduğu için çok yüksek. Ne olursa olsun insan bir çift eldivene böyle miktarlarda para ödemek istemiyor. Alternatiflerin ise gerçekten ne kadar koruduğu ayrı bir tartışma konusu.

Ekipmanların pahalı oluşu ve kalite farklarının yaralanmalara ne kadar etki ettiği üzerine kısaca değinmek istedim. Tavsiye verme niyetinde değilim; kimseye “şunu al bunu alma” demem. Fakat günlük kullanımda neler kullandığımı rahatça paylaşabilirim:

Kask: Orta kaliteli, güvenlik öncelikli.
Eldiven: Korumalı, harekete izin veren; bir yazlık, bir kışlık.
Mont: Dirsek, omuz ve sırt korumalı; bir yazlık, bir kışlık.
Pantolon: Diz ve kalça korumalı, sürtünmeye dayanıklı kumaş.
Ayakkabı: Bileği koruyan motosiklet botu.
Boyunluk
Kalın, havlu çorap

Keşke herkes bu ekipmanların en iyisine erişebilse. Ama mevcut fiyatlarla maalesef bu mümkün değil. Bir önceki yazıda da belirttiğim gibi özellikle profesyonel sürücüler için bu malzemelerin vergisiz erişilebilir olması, ekipman kullanımını artırır, yaralanma sayılarını ve şiddetini azaltır, hatta hayat kurtarır.

Sürüşün Kendisi

Ekipmandan bahsettik, şimdi biraz sürüşün kendisinden konuşalım. Burada şehir içi, günlük ve ulaşım amaçlı sürüşe odaklanacağım.

Söyleyebileceğim ilk şey: Ani hareketlerden kaçınmak.

Durduk yere sert gaz, ani fren veya keskin dönüş yapmamak gerekiyor. Sürüş eğitmenlerinin sıkça söylediği gibi tehlike anında bakışlar çok önemli. Gözleriniz tehlikeye kilitlenirse, istemeden de olsa o tehlikenin üzerine yönelirsiniz. Bu nedenle bir tehdit gördüğünüzde bakışları kaçış yönüne çevirmek büyük fark yaratıyor.

Kavşaklara makul hızlarla girmek, ışık yeşil yanıyor olsa bile kontrollü olmak, tali yoldan çıkan araçları öngörmek, takip mesafesine dikkat etmek ve ani frenlerden kaçınmak şehir içi kullanımın olmazsa olmazları. Gelelim şerit aralarının kullanımına… Kural dışı olduğundan hem fikiriz ama neredeyse hepimiz yapıyoruz; ben de dahil. Kendi uyguladığım yöntem şu:

  • Sadece Duran trafikte araya giriyorum,
  • Yüksek devirsiz, makul bir hızla ilerliyorum,
  • Araç aynalarından sürücülerle göz teması kurmaya çalışıyorum.

Ama akan trafikte araya girmekten kaçınıyorum; çünkü o noktada dikkatsizlikten kaynaklı ani frenler, şerit değişimleri ve tahmin edilemeyen hareketler çok daha fazla yaşanıyor.

Özetle, tüm mesele uyum sağlamak. Kurallar belli. Gerisi pratik yapmak, tecrübe kazanmak ve içinde bulunduğun trafik ortamına adapte olmak. Henüz gerçekleştiremedim ama bir gün motosikletle yurtdışına çıkmayı çok istiyorum. O şartlara nasıl uyum sağlayacağımı merak ediyor, o günü dört gözle bekliyorum.

Bir de Trafiğin Görünmez Tehlikeleri Var

Ekipman tamam, sürüş bilinci tamam… Peki başka neler tehdit ediyor bizi?
Kırmızı-mavi yanıp sönen, içinde kimin olduğu belirsiz araçlar…
Bütün camları filmli, mafyatik görünümlü otomobiller…
Bagajından, torpido gözünden ne çıkacağı belli olmayan araçlar…

Bu tip durumlar için eğitmenlerin özel bir önerisine denk gelmedim. Benim kendi yaklaşımım ise şöyle: Kısa vadede, sorundan uzak dur, küçük şeyler için tartışmaya girme. Sıkıştırma, çok yaklaşma durumlarından yol ver gitsin. Orta ve uzun vadede, örgütlen, birlikte hareket et, hakkını al. 

Reklam

Mert Hakcı

Toplumcu mühendis, hayat ve sokak üzerine yazılama

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu