Sivil toplumculuk Türkiye’de küreselleşme ile emperyalizm arasındaki belirsiz bir okuma alanda duruyor. Belirli bir fazda liberalizm ile Kemalizm arasındaki bir tartışma dinamiğinden kaynaklanıyor. Klasik anlamda modern siyasal örgütlenmelerin bir parçası olarak dernekçilik bir neoliberal dönüşüm çağında İstanbul merkezli bir dizi eylem pratiğinin dönüşmesini getirdi. Bu yeni eylem türleri modern siyasal okumaları postmodern bir başka tarza terk etti. Türkiye sosyalist hareketinin teorize ettiği kadarıyla bu yeni tarz siyaseti doğal olarak piyasalaştıracak, dahası toplumsal yapıyı içten içe çürütecekti. Kemalist bir okuma sivil toplumu bu kadar teorize etmeseler dahi dernekçilikte Ankara merkezli bir siyaset yapma tarzında ısrar ettiler. Dolayısıyla bütün bu tartışma dinamiği sosyal demokratik alana doğrudan yansıdı. O kadar ki sosyal demokrat derneklerin genel kurullarında sivil toplumculuk ve Avrupa merkezli fon arayışları eleştiri konusu yapıldı. Ancak şu çok net bir gerçek olarak ortada duruyor: Bu destek türünü almayan bir sosyal demokrat hareketin belirli nedenlerden dolayı ayakta durmasının koşulu kalmadı.
Katılım süreçleri değişiyor
Esasen kürsüden yapılan eleştiriler Türkiye demokratik kitle kuruluşları ve katılım pratiklerinin nasıl hızla değiştiğini çoğunlukla gözardı etti. Zira insanın toplumsal dayanışma pratikleri arasındaki konumlanışı onun yurttaşa, haliyle bir özneye dönüşmesini ciddi anlamda etkiledi. İdeolojik yükler yerini siyasal iletişim çalışmalarına, teoriler ise yerini anketlere bıraktı. AKP merkezli bir değişim dinamiği önce partiler siyasetini sonra ise demokratik kitle örgütlerini piyasalaştırdı. Bu sert dönüşümün önüne bir set çekilemedi. Artık kitle örgütlerinden daha çok sivil toplumculuğu konuşuyoruz. Açık hava buluşmaları yerini salon buluşmalarına; örgüt toplantıları ise yerini workshoplara bıraktı. Aynı zamanda “yurttaş” formuyla çağıramadığımız insanlar kendilerini tartıya çıkararak siyaset kurumu ve onun pratikleri içerisinde kendilerine yer talep ettiler. Eğitim ve sosyo-ekonomik seviye yükseldikçe talep edilen makam yükseldi. Katılım süreçlerinin kuralları bütünüyle değişti.
Liberal ve Kemalist siyasi organizasyonlar içinde bu saik ve pratikler belirli bir disiplin içinde şekillenirken sosyal demokrat hareket içerisindeki düzensizlik çok belirgin şekilde ortada duruyor. Üstelik Türkiye sosyal demokrasi hareketinin öncü partisi CHP’nin her dönem başka bir siyasal kampa kapılarını açması ve kadrolarını tahsis etmesi de sosyal demokrat hattaki belirsizliği bir süre sonra huzursuzluğa çeviriyor. Postmodern dönemin etkisiyle “arayış” derinleşmese dahi büyüyor ve alana yayılıyor.
“Olmak için” yapmak
Uzunca bir süredir sosyal demokrat dernek ve vakıfların yöneticilerinin CHP’de birtakım temsiliyetleri var. Birindeki temsiliyet diğerini bırakmayı getirse burada bir ilkelilik aranabilir. Ancak çoğu zaman bu ilke tamamen gözardı ediliyor. Örneğin Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) Başkanı Rasim Şişman, vakfın başına geçtikten bir süre sonra Beşiktaş Belediyesi meclis üyesi görevi yapmıştı. Bu aşamada iki görevin birbirine karıştırmadığı var sayımıyla hareket edelim. Ancak Beşiktaş Belediyesi başkanı Rıza Akpolat’ın gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla devam eden süreç sonunda vakıf başkanı Rasim Şişman, vekaleten yeni belediye başkanı oldu. Belediyeki yeni görevini layıkıyla yerine getirdiğini sıkça tarif edilen Rasim Şişman, SODEV’deki başkanlık görevinden ayrılmadı. Sosyal demokrat dernek ve vakıfların yönetimlerinde benzer durumlar sıklıkla yaşanıyor.
Türkiye’de sosyal demokrat dernek ve vakıfların kurullarında yer almak ve yayınlarında yazmak ve etkinliklerinde görünür olmak CHP’de siyaset yapmak için kendine bir alan açmanın ön koşulu gibi görünüyor. Aslında bir yanıyla bu sağlıklı bir ilişki. Çünkü kadroların serpilmesi için dernek ve vakıflara sıklıkla müracaat etmek gerekir. Ancak bu serpilmenin iç dinamikleri var olmalıdır. Yani “olmak için” yapmak değil, “yapmak için” yapmak gerekir. Sosyal demokrat harekette bu saik ve pratikler eksik bırakılıyor. Dolayısıyla aşağıdan gelen kadro aşağıya ne kadar kök salıyor? İşte bu havada duran bir soru.
