Sistemle Barışık Kötümserlerin Dönemi

Sistem-içi siyaset yapıcıların doğrudan ya da dolaylı temas ettiği siyasi çevreler Türkiye’nin içine girmiş olduğu iç ve dış gelişmelerin içeriğine dair hiçbir eleştiri yapmıyorlar. Bu gelişmelere dair konuşma yapmak zorunda kalanlar ise sadece enformasyon seviyesiyle geçiştiriyorlar. Adeta bir devlet kurumundan çıkmış basın bülteni misali takılıyorlar. Burada henüz hizalanma denilemese bile sessiz onay görüyoruz.


2025’i geride bıraktık. 2026 yılı huzurun, adaletin ve barışın çoğaldığı, bunu büyütecek iradeyi bulduğumuz bir yıl olsun.

Önceki yazıda medyanın durumundan bahsetmiştim. Bazı yorumcu, gazeteci ve medya çalışanlarının suretleri muhalefetten yana görünmelerine rağmen, siyasi iktidar lehine rıza ürettiklerini iddia etmiştim. Zannediyorum bu durum zaman içerisinde açığa çıkıyor. Ayrıca bu sürecin, önümüzdeki tarihi belirsiz seçimlere giden yolda önemli olduğunu da belirtmiştim. Bugün ise medyayı değil de toplumsal muhalefetin kavrayışını şekillendiren kesime dair bir yazı yazmak istiyorum.

2025 yılında, uluslararası dengelere dair daha net konuşmayı sağlayacak gelişmeler oldu. Çeşitli başlıklarda, nihai olmasa dahi çeşitli sonuçlar görebildik. Dünyanın geldiği/gittiği yer başlığındaki tartışmalar soyuttan çıkıp, daha somut argümanlarla konuşulacak hale geldi.

ABD – İsrail ortaklığının gelecek planları Trump’ın görev başı yapmasıyla daha netleşti. Aralık 2024’te Suriye’de Esad’ın gidişi sonrası kalkan toz bir nebze ortadan kalktı, Ahmed Şara’ya ‘saygınlık kazandırma’ çabası sürüyor. Bir dönemin ve hatta kesimin fetişi Avrupa Birliği’nin “anti-demokratik gelişmeler için karşıt odak” argümanı olmaktan çıktığı bir gerçekliğe nihayet eriştik. İsrail-Filistin, ABD-Venezuela, Rusya-Ukrayna gibi başlıklarda yaşanan gelişmelerin ardından uluslararası kurumların “dengeleri gözetecek yaptırım” gücüne dair beklentilerin boş olduğu iddiası artık daha net. 

Türkiye’nin “uzun 2025 yılı”

Rus yazar İlyas Ehrenburg tarafından söylenmiş ve Marksist tarihçi Eric Hobsbawm tarafından popülerleştirilmiş “Uzun 19. Yüzyıl” terimine atıfla, Türkiye’nin uzun 2025 yılının getirdiklerini değerlendirmek gerek.

2024 Ekim ayında önce Erdoğan’ın iç cephe çağrısı, sonra da Bahçeli’nin Öcalan’a çağrısıyla başlayan yeni süreç muhtemelen önümüzdeki birkaç yılın resmini netleştirdi. Aynı dönemlerde İstanbul’da yapılan başsavcı atama sonrası Özgür Özel eliyle başlatılan “normalleşme” süreci son buldu. İstanbul’da, ilçelerden başlamak üzere, başta İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na ve çeşitli CHP kadrolarına yargı operasyonlarını izledik. Bu süreçte gözden kaçan bir nokta ise Bahçeli’nin 27 Ocak’ta yaptığı yazılı basın açıklamasıdır. Bu yazılı açıklamada Bahçeli, İmamoğlu’na açıkça belediyeyi bırakmasını teklif etmişti.

CHP’den, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığı’ndan istifa etmesi, yerine Büyükşehir Belediye Meclisi’nden birisinin başkan olarak seçilmesinin önünü açarak belediye hizmetlerinin aksamasına engel teşkil etmesi mümkün olabilecektir.

Bu şahsa tavsiyem, siyasetten, yargıdan, toplumun her kesiminden ülkeyi ayağa kaldırabilecek destekçileri olduğuna inanıyorsa sade bir vatandaş olmayı tercih ederek sonuçlarına katlanması ve açıkça meydana çıkmasıdır.

2025 yılının güz aylarına ise iktidara çeşitli yönleriyle yakın olduğunu bildiğimiz sermaye kesimlerine yapılan operasyonlar damgasını vurdu. Aynı başsavcılık eliyle yürütülen bu operasyonların yanına, bu operasyonlar ile bazıları bağlantılı olan bazı gazeteci ve çeşitli medya çalışanlarını da ekleyebiliriz.

Türkiye’nin daha sık temas ettiği dış cephe de durum benzer şekilde: Erdoğan – Trump görüşmesi, bölgenin ceo’su gibi takılan Barrack’ın Erdoğan’a verileceğini söylediği meşruiyet açıklamaları, çeşitli askeri ve silah anlaşmaları gündemi meşgul etti. Uzun 2025 yılı kapanırken, 2026’ya da sarkacak bir Bilal Erdoğan gündemi izledik.

Rejim Oturuyor

Tüm bu makro-mikro ilişki yumağının bize söylediği çıktı “rejimin yerine oturtulması”dır. 2016’da “Allah’ın lütfu” olarak gösterilen 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin başlattığı “fiili durum”, Bahçeli’nin fiili duruma hukuki yol aranmalı çağrısıyla yeni bir devlet kompozisyonuna kapıyı aralamıştı. OHAL şartlarındaki referandumun ardından, muhalefet henüz dengesini bulamamışken (MHP – İyi Parti ayrışma) 2018 seçimlerini izledik.

2018 – 2023 yılları ise bize çoklu kriz gündemi yaşattı. 2016’da açılmış bu kapıdan geçip geçilemeyeceğine dair, iktidarın devrilmesini de içeren, çeşitli belirsizlikler eşliğinde 2023 Mayıs seçimlerine geldik. Siyasi muhalefetin her şeyin milatı olacağı anlatısıyla toplumu hazırladığı 2023 seçimlerini ise bir kez daha AKP kazandı.

Bu noktadan sonra saray eşrafı, 2016’dan bu yana yaşanan ve her an geriye döndürebilme ihtimali olabilecek bu siyasi süreçleri artık rayına oturtmaya girişti. Yaşanan gelişmeleri bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor diye düşünüyorum. Bir önceki yazıya atıfla; iktidar bu raya oturtmayı sağlamak için, medyanın durumuna eşlik edecek bir politik atmosfer kurgulamak istiyor.

Kim Bu Kötümserler

Ufak tefek noktalar hariç çok uzun yıllardır zaten izlemediğimiz esaslı Erdoğan eleştirisizliğini hatırlayalım. Şimdi ikinci bir çentik olarak da rejim / sistem eleştirisizliği ekleniyor. Bir süredir kamuoyunda genel gidişata dair yapılan tespitlerde rejime dair itirazların kesildiğini görüyoruz. Bunu ister “Türk tipi cumhurbaşkanlığı sistemi” özelinde ister saray rejimi özelinde değerlendirelim. Sonuç aynı.

Sistem-içi siyaset yapıcıların doğrudan ya da dolaylı temas ettiği siyasi çevreler Türkiye’nin içine girmiş olduğu iç ve dış gelişmelerin içeriğine dair hiçbir eleştiri yapmıyorlar. Bu gelişmelere dair konuşma yapmak zorunda kalanlar ise sadece enformasyon seviyesiyle geçiştiriyorlar. Adeta bir devlet kurumundan çıkmış basın bülteni misali takılıyorlar. Burada henüz hizalanma denilemese bile sessiz onay görüyoruz.

Bu eleştirisizliğin yerini ise, oturtulan rejimin ana hattıyla pek ilgili olmayan noktaların eleştirisi alıyor. Bunca ekonomik krizin ortasına boca edilmiş magazin soslu “ünlülerin özel hayatı” gündemini buradan okuyabiliriz. Burada sadece cezaevinde olan İmamoğlu ve siyasi kadrosunu bir nebze ayırmak mümkün. İmamoğlu hapiste olmasa belki daha fazlasını görebilirdik.

19 Mart sürecinde başlayan toplumsal itirazın sönümlendirildiği, devamında başlatılan tüketim boykotu, miting vb. çeşitli bir arada kalma pratiklerinin ise işlevsizleştiği durumu da hesaba katarak söylemek gerekiyor ki CHP, tıpkı 2023 yılında olduğu gibi; sandığı beklemenin esas yol olduğunu düşünüyor. Aksi durumda kaçırılan asgari ücret, emekli maaşı, çeşitli toplu iş sözleşmeleri gündemlerini koyacak bir yer bulamıyoruz.

Ayrıca partiyi önceki yönetim anlayışına teslim etmeme iradesi devamında Özgür Özel’in liderliğinin doğal olarak pekişmesine ve partinin “eldekileri” kaybetmeme hissinin baskın hale gelmesine yol açtı. 2026 yılına girerken Özel tarafından dile getirilen “2 . Normalleşme Süreci” olarak görülmüş sözleri de buradan okuyabiliriz.

Nihayetinde 2025 yılındaki operasyonlar, rejimin oturtulma sürecine eşlik edecek bir muhalif siyasi merkez inşasına dair hazırlıklardır. Kanımca bu hazırlık bitmek üzeredir. Amacım süreçleri güç ilişkileri bağlamından kopartıp, iktidara olmayan güçleri atfetmek değil. Tam tersine, bütün bu kurguyu bozmak, Türkiye’yi bu noktadan almak ve planlanan tüm bölge dizaynına rağmen buradan çıkmak mümkündür. Buna elbette seçimi kazanmak da dahil.

Ancak ipin ucu kaçmak üzere, zira bazılarını yukarıda saymış olduğum fırsatlar kaçıyor. Rejim kendi açısından daha kolay hareket edeceği bir dönemece doğru girmek üzere. Bu dönemeçte ise yeterli toplumsal rızayı üretecek “sistemle barışık kötümserler” hazırlığı da neredeyse bitmek üzere. 

Reklam

Oğulcan Orhan

Aslen yazılımcı. İşin dışında, röportaj ve siyaset gündeminin peşinde. Ankaralı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu