Ortada Değil, Dışında

Oysa en sahici itiraz, muhalefetin içinden yükselen itiraz değil midir? Evet, bu itiraz konfor bozucudur. Ama aynı zamanda geliştirici, ezber bozucu ve ilerleticidir. Hazır cevapları tüketir, yenilerini üretmeye zorlar ve ezberleri sarsar.

Daha önce bu mecrada yayımlanan, 22 Kasım 2025 tarihli “Griler Bize Lazım” başlıklı Oğulcan Orhan yazısı [1], son zamanlarda kafamı kurcalayan birbirinden bağımsız pek çok konuyla birleşince, şu an okuyacağınız yazının çıkış noktasını oluşturdu. Türkiye siyasetinde, gündelik hayatta, bir spor müsabakası yorumlanırken ya da iş yaparken etrafımıza baktığımızda insanların neredeyse her konuda iki uç arasında sıkıştığını görüyoruz. Çoğu zaman bu iki uçtan hiçbirine yaslanmak istemiyorsunuz ama tam da o anda bir taraf sizi otomatik olarak karşı tarafın mensubu ilan ediyor. Bu yazı, tam da bu iki uç arasına sıkıştırılan düşünme biçimini kurcalama denemesi olacak.

İki uçtan birinde saf tutmak, insanlara ciddi bir psikolojik rahatlık sağlıyor. Hangi topluluk neyi, nasıl düşünmüş, bu fikirler etrafında neler yazılmış ya da nasıl bir siyaset üretilmiş, çok da kafa yormadan kendine bir yer bulabiliyor insan. İlgili düşünceleri gerçekten irdelemeden, okumalar yapmadan konforlu ve karmaşıklıktan uzak bir rota çizmek mümkün hale geliyor. Aynı şekilde insanlar çok kısa sürede saf tutabiliyor.

Gündem bombardımanı altında hızla yerini alıp siyasal iktidarın önümüze koyacağı bir sonraki başlığı bekler hale geliyoruz. Bu ruh halini sosyal medyada gözlemlemek ise hiç zor değil. Platformların algoritmaları “gri”leri değil, en uçtaki görüşleri trafik ve görüntülenmeyle ödüllendirirken buna alışmış kullanıcı kitlesi de insanlara tarafını bir an önce belli etmesi yönünde baskı kuruyor. Muhalif ya da iktidar yanlısı olmak fark etmiyor, herkes kendini bu anlayışa bir şekilde teslim olmuş halde buluyor. Sözün özü, takip ettiğimiz hemen her alanda ikiye bölünmüşlük düşünmeyi değil, rahat etmeyi vaat ediyor.

İki uçtan birinde saf tutmayan insan, kendini o konu bağlamında hızla sevilmeyen bir yerde bulur. Siyah ya da beyaz olmayan bu insan, ortaya atılan fikirleri anlamaya çalışır, söylemlerin sebeplerini konumlandırmaya ve arka planını kavramaya çabalar. Bu bir kararsızlık değil, tam tersine bir emektir. Kolaya kaçıp hâkim sloganlardan birini sahiplenmek yerine yeni bir söz üretmeye yönelir.

Tam da bu yüzden iki uç için de tehlikelidir. Hiçbir tarafa tam olarak ait olmaması, onu “güvenilmez” ilan etmek için yeterlidir. Üstelik bir de bu halini savunmak zorunda kalır. Çünkü iki uçtan da bu çabadan tamamen bağımsız ve çoğu zaman ezber söylemlerle gelen saldırılarla mücadele etmek durumundadır. Bu durumun örnekleri ise her geçen gün neredeyse gün gibi karşımıza çıkıyor.

“Silahlar sussun, olası bir çözüm yolunda şeffaflık sağlansın, halk sürecin dışında bırakılmasın, her şey kapalı kapılar ardında yürümesin” dersin, bir anda AKP’li ya da “Kürtçü” olursun. İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırıma karşı Filistin halkının yanında durursun, Hamasçı ilan edilirsin. Rusya–Ukrayna savaşı hakkında iki kelam edersin, Putinci olursun. Daha sıradan bir örnekle takımın, ligin ittirilen ekiplerinden biriyle maç yapar, iyi oynar ve mücadele eder. Kazansın ya da kaybetsin bu kez “diğer ittirilen takımın taraftarı” oluverirsin.

Son dönemde akılda yer eden ve bu örneklerin biraz dışına taşan bir başka durum ise Türkiye İşçi Partili gençlerin MESEM protestosu oldu. Ne siyasal iktidarın ne de düzen muhalefetinin böyle bir gündemi vardı. Hazırlıksız yakalanan siyasal iktidar, sebepsiz yere tutukladığı onlarca insanın yanına bu kez TİP’li öğrencileri ekleyemedi.

Yukarıdaki örnekler de gösteriyor ki mesele ortada durmak ya da kararsız kalmak değil. Asıl mesele, dayatılan kategorilerin dışına çıkabilmek. İçinden geçtiğimiz bu dönemde kıymetli bir muhalefet ancak iki uçtan birine yaslanmadan halkın tüm kesimlerine temas edebilen, somut ve herkesin hayatına dokunan üretimler yaparak anlam kazanabilir.

Özellikle iki ucun da aynı dili konuştuğu alanlarda bu dilin içine sıkışmadan, oyunun dışına itilmeden ama iki uca da bilinçli bir mesafe koyarak üretilecek siyaset gerçek bir karşılık yaratır. Evet, bu yol zor. Mücadele ister, bedel ister. Ama insanları ezberin dışına çıkaracak ve sabitlenmiş tartışma iklimini kıracak olan da tam olarak budur.

Grilerle kurulan ilişki, düzen muhalefeti açısından da her zaman problemli oldu. İktidara karşı olmak, zamanla kendi doğrularını herkes için geçerli tek doğruymuş gibi dayatan bir düşünce biçimine sürüklüyor onları. Eleştiri yalnızca iktidara değil, kendilerine de yöneldiğinde ise rahatsız oluyorlar. Farkında olmadan eleştirdikleri iktidarın “Bizden misin, değil misin?” dilini kullanırken buluyorlar kendilerini.

Oysa en sahici itiraz, muhalefetin içinden yükselen itiraz değil midir? Evet, bu itiraz konfor bozucudur. Ama aynı zamanda geliştirici, ezber bozucu ve ilerleticidir. Hazır cevapları tüketir, yenilerini üretmeye zorlar ve ezberleri sarsar.

Tam da bu yüzden griler, hem iktidar hem de düzen muhalefeti için rahatsız edici ve tehlikelidir. Gri alanlar hazır pozisyonları bozar, otomatik refleksleri işlemez hale getirir. Gri olmak ortacılık değil, mesafedir. Kararsızlık değil, bilinçli bir tercihtir. İki uca da yaslanmadan, herhangi bir güçten beslenmeden konuşabilmek ve yanlışlara aynı anda işaret edebilmek cesaret ister. Bugün ihtiyacımız olan da tam olarak bu cesarettir.

Her şeyin siyah ya da beyaz olarak dayatıldığı bir ülkede griyi savunmak kolay değil. Ama hakikat çoğu zaman o iki ucun arasında değil, üçüncü bir yolda durur. Griler bize lazım. Rahat etmek bir yanda dursun, gerçekten değiştirmek ve düşünmek için.

[1]: https://izlek.org/griler-bize-lazim/

Reklam

Mert Hakcı

Toplumcu mühendis, hayat ve sokak üzerine yazılama

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu