Motosiklet: Rüzgarla Tanışmak

Mert Hakcı, Yazılımcı

Kasım ayının başı itibariyle üç yıl oldu; uzun yıllardır içimde taşıdığım motosiklet merakı nihayet karşılığını bulalı. Bu yazıyı da bu özel yıldönümüne ithaf etmek istedim. Kimi insanlar vardır, eline bir motosiklet geçsin de parçalarını toparlayıp şekillendirsin, tutkuyla kullansın ister. Kimileri içinse motosiklet sadece bir yatırım aracıdır; pahalı bir model alır, garajına kapatır, yılda birkaç kez yola çıkar. Her konuda olduğu gibi bu konu da yaşadığımız toplumun yapısından bağımsız değil.

Motosiklet ehliyetine ilk adımı atmam, benim için güzel bir doğum günü hediyesiydi. O dönem bu hevesimi bilen eşim, Ankara-Dikmen’de bir ehliyet kursuna beni yazdırmıştı. Çok sevindim, hiç tereddüt etmeden işlemleri tamamladık. B sınıfı ehliyetim olduğu için bazı derslerden muaf tutulacaktım; ancak kapalı alan sürüş eğitimi alacak ve 600cc üzeri bir kurs motosikletiyle trafiğe çıkarak sınavı tamamlayacaktım. Her şey yolunda gitti, süreci başarıyla bitirdim. Fakat şunu fark ettim: Ne kadar hevesli olursanız olun, tecrübe her şeyden önce geliyor. Eğitim sırasında gidonu öyle sıkı tutuyordum ki gün sonunda kollarım ağrıyordu. Anadolu’da birçok genç 13-14 yaşında motosiklete binmeye başlıyor. Eğer ben de o yaşlarda biraz deneyim kazanmış olsaydım, muhtemelen bu kadar kasılmazdım.

Pandemi döneminde, eve ekmek götürebilmek için motosiklet sahibi olanların sayısı ciddi biçimde arttı. O günlerde benim yaşadığıma benzer şekilde ehliyet almak belki de nadir bir durumdu. Elbette motosiklet hep vardı; fakat bu dönemde hizmet sektöründeki kullanımı kat kat arttı. Ehliyeti alınca sosyal medya kaynaklarından araştırmaya başladım: “İlk motorum ne olmalı? Ben nasıl bir sürücü olmalıyım?” Eğer geçimini motosikletle sağlayan biri olsaydım, işlevsel olan ilk aracı alırdım. Ama benim için motosiklet, bir ulaşım aracı olmanın ötesinde; seyahat, özgürlük ve keyif aracıydı.

Yaşım gereği artık tüm motosikletleri kullanabilecek bir ehliyete sahiptim. Fakat ben hızlı adım atmayı seven biri değilim. Uzun düşünmelerin sonunda 250cc’lik bir motosiklette karar kıldım. O dönem stok sıkıntısı nedeniyle ikinci el fiyatları yüksekti ama biraz çabayla sıfır kilometre bir motor sahibi oldum. Ve film o anda başladı: Elin gidona değdi, sol ayağında vites… İlk kilometreleri asla unutamam. Ara sokaklarda düşük hız bile uçuyormuşsun gibi gelirken, geniş yollarda “basıyorum ama gitmiyor!” hissi yaşatır insana motosiklet.

Bu hislerle birlikte insanda tuhaf bir adrenalin, bir yaşama sevinci beliriyor. Gazı çevirdiğinde hissettiğin güç, “işte şimdi yaşıyorum” dedirtiyor. Fakat bu aynı zamanda tehlikeli bir alan. Kendini fazla kaptırırsan, farkında olmadan riskli hareketler yapabilirsin. Ben o noktada karar verdim: İyi bir sürücü olacağım. “İyi sürücü” derken, kuralları ezberden uygulayan birini kastetmiyorum. Trafiği yaşayan bir organizma gibi gören, başkalarının hatalarını da önceden sezen ve her şeyden önce sağlıklı kalabilen… Asıl mesele bu.

Trafik kimi zaman yoğun, kimi zaman bomboş olur. Bazen işe ya da okula yetişmeye çalışırken sıkılırsın; bazen de havanın güzelliğiyle birçok motosikletliyle yolların kesişir. Motosiklet bu yüzden otomobillere göre daha sosyal bir araçtır. Otomobilde yüksek sesli müzik, kabin, yalıtım derken dış dünyadan koparsın. Oysa motosiklet üzerinde rüzgarı, yolu, kokuları hissedersin. İnsanların selamlarını, bakışlarını fark edersin. Aynalar aracılığıyla göz göze gelmek bile güvenli sürüşün bir parçasıdır. Motosiklet kullanırken kafanı meşgul eden hiçbir şeyi düşünemezsin; çünkü bu seni tehlikeye sokar. İş stresi, kredi kartı borcu, geçen tartıştığın bir arkadaşın bir anda uçar gider zihninin içinden. Ve yol bittiğinde, hem zihnin boşalmış hem ruhun tazelenmiş olur.

Toplumun geniş kesiminde motosiklet, yaşanan kazalar nedeniyle tehlikeli bir araç olarak görülüyor. Haksız da sayılmazlar ama bence meseleye farklı bir yerden bakmak gerekiyor. Ben motosiklet kullanmayı öneriyorum, çünkü güvenli sürüşün mümkün olduğunu biliyorum. Eğer bu işi ekmek parası için yapan dostlarımız güvensiz şartlarda çalışmak zorunda kalmasa, işverenler daha fazla kazanç için hız baskısı yapmasa, güvenlik ekipmanları vergisiz, ulaşılabilir olsa, hatta devlet ücretsiz güvenli sürüş eğitimleri verse…


Sizce de kazalar azalmaz mıydı?

Ben motosiklet kullanmayı; güvenli, bilinçli ve dayanışma içinde yapmayı öneriyorum. Çünkü biliyorum ki biz birlikte olursak, daha güvenli yollar mümkün.

Reklam

Mert Hakcı

Toplumcu mühendis, hayat ve sokak üzerine yazılama

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu