Hatırlayalım: 2023’ü de 2024’ü de Aynı Politika Kaybetti

Rifkin ve CHP’nin ekonomi kadrosu, birbiriyle koordinasyon görünen şekilde 2023 seçimlerine bozulan piyasa mekanizmasını onaracak bazı ezber politikalar dışında hiçbir şey vaat etmeden girdi. Halbuki pandemiden sonra, ABD’de de dahil birçok ülkede kamuya yönelik harcamalar artarken, CHP buraları ısrarla görmezden geldi.

Toplumsal muhalefet uzun yıllardır, yerel seçimler hariç, seçimleri kaybediyor. Sadece seçime odaklanan bir siyaset hattı tarafından çevrelendiği için de sandığın dışında kalan dönüşümleri yeteri kadar kavrayamıyor geniş kesimler. AKP-MHP birlikteliği eliyle siyasetin alanı daraldıkça daha kısır tartışmalar ve argümanlarla debeleniyoruz.

2023 genel seçimlerinin, Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ve altılı masa denen ittifakın çeşitli partilerine sağlanmış milletvekillikleri dışında esaslı tartışılmaması da üstteki sıkışmanın sonuçlarından biri. Günün sonunda kimse kaybedenin yanında yer almak istemiyor, bu çok olağan. Ancak o süreçte yapılanları zaman zaman ortaya koymak şart. 2023 seçimlerine toplumsal ve siyasal muhalefet ekseriyetle Kılıçdaroğlu isminde ve parti olarak da CHP önderliğinde girdi. Buna bugün bir sıkıştırma dersek kimse tepki göstermez, hatta destekler. Ancak 2023 Mart ayında bunu söyleyenlerden olmak, sosyalist-sol siyaset dışında cesaret istiyordu.

2023 seçim kampanyasının hemen evvelinde, 2022 Aralık’ta CHP bir toplantı organize etti. İsmini de “Büyük Dönüşüm Vizyonu” koymuştu. Bu toplantıda kamuoyu karşısına Jeremy Rifkin isminde ABD’li bir ekonomist çıkartıldı. Orta yaşlı, bıyıklı, çevre aktivisti olduğu da laf arasında geçirilerek takdim edilen bu şahıs Kılıçdaroğlu’nun danışmanı olacaktı. Geçmişte Merkel’e danışmanlık vermişti. Ortada, klasik, defalarca farklı dozlarda izlediğimiz tırnak içerisinde çok iyi okullardan çıkmış, kariyeri başarılarla dolu olduğu iddia edilen bir Batılı vardı. Tek farkı bence bıyıklı olması. Fotoğrafına bakmanızı tavsiye ediyorum bu bağlamda.

Rifkin, 2009. Fotoğraf: Stephan Röhl


Rifkin ve CHP’nin ekonomi kadrosu, birbiriyle koordinasyon görünen şekilde 2023 seçimlerine bozulan piyasa mekanizmasını onaracak bazı ezber politikalar dışında hiçbir şey vaat etmeden girdi. İlgili toplantıda açıklanan çeşitli sosyal ve ekonomik vaatler, seçim kampanyasının bir gövdesi değil, olsa olsa ağacın yaprakları gibi göründü. Halbuki pandemiden sonra, ABD’de de dahil birçok ülkede kamuya yönelik harcamalar artarken, CHP buraları ısrarla görmezden geldi. Sermayeyi ürkütmemek için elinden geleni yaptı. Beşli çete(ler) dışında, retorikten uzak olacak hiçbir program ya da projeye atıfta bulunmadı. Örneğin ekseriyetle ücretlilerin üzerinden elde edilen vergilerle oluşan bütçeye dair esaslı bir söz söylemedi. Merkez Bankası bağımsızlığı, Bağımsız hukuk ve mahkemeler gibi sıradan insan için oldukça soyut ve özü itibariyle sermayenin işleyişine dair politikalardan fazlasını söylemedi.

Karşısındaki AKP ise, muhalefeti bir yandan sahte kasetlerle sıkıştırma hamlelerini yaparken öte yandan birkaç seçimdir yaptığı gibi, popülizme yaslanarak para musluklarını açtı. Ucuz kredi dağıttı. Kendi doğal tabanı olan KOBİ ve esnafı bir süredir örselendiği noktadan az da olsa uzaklaştırdı. Ve daha da uzaklaştıracağına dair bir beklentiye soktu. Bir süredir beklettiği ve hatta olmayacağını yüksek tondan söylediği EYT’yi çıkarttı. Asgari ücrete 2022’de 2 kez düzenledi. 2023’de de devam edeceğini belirtti. 2022’de 4 bin 250 lira olan asgari ücreti 2023 sonu itibariyle neredeyse iki katına getirmişti.

2023 seçimlerine böyle bir ortamda girildi ve diğer etkenlere ek olacak şekilde bu popülist ve sermayeden yana olan bu özü aynı olan ekonomi programlarını, popülist olan kazandı. Sonra CHP seçimlere 5 ay kala bir liderlik değişimi geçirdi. 2019’da iyi belirlenmiş adayların ve ortaya konan sosyal projelerin devamını sağlayacağına dair bir kampanya sürdürdü.

AKP ise 2023 seçimlerine giderken açtığı muslukları kısa süre sonra kapattı. Ekonomi direksiyonuna dünyaya Rifkin gibi bakan isimlerden biri olan Şimşek’i getirdi. Şimşek de tam kendisinden beklendiği şekilde %30’larda aldığı enflasyonu seçim arefesinde %70’lere kadar fırlatmıştı resmi rakamlara. Ayrıca 2023 Mayıs itibariyle %8.5 olan faiz 2024 Şubat’ta %45, seçimden 10 günce 2024 Mart’ta ise %50 olmuştu. Ucuz kredi muslukları kapandı. Seçime 20 liranın altında giren dolar kuru seçimden önceki cuma günü 32 lira 25 kuruş olmuştu. Öte yandan 2024 için asgari ücretin tekrardan yılda 1 zam ile devam edileceği açıklandı.

Bu koşullar altında gidilen yerel seçimden AKP’nin aldığı yarayı zannederim hatırlatmaya gerek olmaksızın hepimiz hatırlıyoruz. 2023’de popülist politika tercihi baskın gelen yurttaşlar, sonrasında bu politikaların tersini gördüğünde bu kez tercih etmediği CHP’ye dönerek, adeta el yordamı ile AKP’yi cezalandıracak yöntemi aramıştır. Başlıkta da belirttiğim gibi 2023’ü de 2024’ü de farklı partiler tarafından biri uygulanan diğeri vaat edilen aynı ekonomi politikası kaybetmiştir.

2025 bitiyor. 2026’da seçim olmama ihtimali daha yüksek görünüyor. Ancak 2023 seçimleri üzerinden yaklaşık 2.5 yıl geçmesine rağmen ana muhalefetin, hala iktidar tarafından yürütülen ekonomi programına esastan itirazı olmayışı gerçeği karşımızda durmaktadır. Kendisine seçim kazandıran zemini dahi siyasi olarak sahiplenmeyerek, hatta yer yer Şimşek’i eleştirmeyerek ona meşruiyet sağladığını da hatırlatmak gerekiyor.

İzlek’e ilk yazdığım yazıda CHP’nin toplumsal muhalefet seslenirken biraz dikkat etmesi gerektiğini ve çoğu zaman sözü muğlak bırakması gerektiğini söylemiştim. Bu durum Şimşek ve ekonomi politikası özelinde böyle değil. CHP’nin toplumsal muhalefeti arkasında hissetmeye devam etmesi için mevcut programın karşısına alternatif, kamucu bir programı ortaya koyması kaçınılmaz. Aksi halde ne zaman olacağını belirlemek için baskı uygulamadığı bir seçime tek ayağı üstünde yakalanması çok muhtemel.

Reklam

Oğulcan Orhan

Aslen yazılımcı. İşin dışında, röportaj ve siyaset gündeminin peşinde. Ankaralı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu