Ekrandan Öğrenilen Hayat

Törenleşmiş hayatlar, ekranlardan öğrenilmiş hayatlardır. Toplum, kendi ritmini kaybedip başkasının senaryosuna uymaya başladığında, ortaya kalabalık ama yönsüz bir yapı çıkar. Herkes oynar, kimse yazmaz. Herkes görünür ama kimse özne değildir. Korkutucu bir koyunlaşma hali. Bu durum çok üzücüdür.

Bugün toplumun önemli bir kısmı hayatı deneyimleyerek değil, izleyerek öğreniyor. Nasıl sevinileceği, nasıl evlenileceği, nasıl anne baba olunacağı, hatta nasıl yas tutulacağı bile ekrandan kopyalanıyor. Diziler ve sosyal medya burada bir eğlence aracı olmaktan çoktan çıkmış durumda. Bunlar artık davranış üretim merkezleri.

Diziler, hayatı sürekli olarak olağanüstü anlar zinciri gibi sunar. Her doğum dramatiktir, her düğün ihtişamlıdır, her ev büyük, her sofra doludur. Sıradanlık görünmez kılınır. Emek yoktur, geçim derdi arka plandadır, sınıf farkları dekor gibidir. Böylece toplum, kendi gerçekliğiyle değil, ekranda parlatılmış bir hayalle kıyaslanır. Ve bu kıyas her zaman kaybettirir.

Sosyal medya ise bu hayali kişiselleştirir. Dizide izlenen sahne, Instagram’da yeniden üretilir. Oradaki düğün burada yapılır, oradaki bebek odası burada kopyalanır, oradaki mutluluk burada taklit edilir. Taklit ettikçe gerçeklikten uzaklaşılır ama tuhaf bir şekilde “normal” hissedilir. Çünkü herkes aynı şeyi yapıyordur. Toplum, bir dizinin figüran kadrosuna dönüşür. Bu kültürün en tehlikeli yanı şudur; hayat, süreklilikten koparılır. Diziler anlardan ibarettir, sosyal medya da öyledir. Bir sonraki sahne, bir sonraki post, bir sonraki bölüm… Oysa gerçek hayat durmaz, kesintisiz akar, tekrar eder, sıkıcıdır, yıpratıcıdır. Ama ekran kültürü bunu saklar. Böylece toplum, sabrı değil, anlık tatmini öğrenir. Beklemeyi değil, göstermeyi içselleştirir. Törenleşmiş hayatlar burada beslenir. Çünkü dizi mantığında her önemli olay büyük sahne ister. Sosyal medya mantığında ise her sahne paylaşılabilir olmalıdır. Bu iki mantık birleştiğinde ortaya şu çıkar: Hayat, yaşanacak bir süreç değil, yönetilecek bir vitrin olur. İnsanlar hayatlarını değil, hayatlarının fragmanlarını üretir. Bu sadece estetik bir sorun değildir, politik bir sonuç üretir. Sürekli mutlu görünen, sürekli iyi giden hayat imgeleri, gerçek sorunları bastırır. YOKSULLUK GÖRÜNMEZ OLUR, güvencesizlik kişisel başarısızlık gibi algılanır, mutsuzluk ayıp sayılır. Toplum, kendi yaralarını konuşmak yerine, onları filtreyle kapatmayı öğrenir.

Dizilerde her kriz bir bölüm sürer. Sosyal medyada her üzüntü bir story. Gerçek hayatta ise krizler yıllar sürer. Ama bunu kimse anlatmaz. Anlatılmadıkça da toplum, kendi yaşadığı zorlukları anormal sanır. İşte bu noktada bireyler değil, kolektif bilinç zarar görür. Bu yüzden diziler ve sosyal mecralar sadece zevk meselesi değildir. Bunlar, topluma neyin değerli, neyin normal, neyin arzu edilir olduğunu fısıldayan güçlü aygıtlardır. Ve bu aygıtlar bugün şunu söylüyor; gösteremiyorsan yok sayılırsın. Süsleyemiyorsan eksiksindir. Sessizsen başarısızsındır.

Törenleşmiş hayatlar, ekranlardan öğrenilmiş hayatlardır. Toplum, kendi ritmini kaybedip başkasının senaryosuna uymaya başladığında, ortaya kalabalık ama yönsüz bir yapı çıkar. Herkes oynar, kimse yazmaz. Herkes görünür ama kimse özne değildir. Korkutucu bir koyunlaşma hali. Bu durum çok üzücüdür.

Dizi ismi vermiyorum. Çünkü bir polemik değil mesele. Mesele, sistemin tam içine dalmaktır. Bunu başarmamız gerekmektedir.

Önceki yazının başında bahsedilen balonlar, pastalar, konseptler, aslında dizilerin ve sosyal medyanın maddi kalıntılarıdır. Ekranda izlenen hayalin, sokaktaki ucuz replikalarıdır. Gürültülüdürler, parlaktırlar ve hızla sönerler. Toplum, hayatı yeniden öğrenmek zorunda. Ekrandan değil, birbirinden. Göstererek değil, paylaşarak. Sahne kurarak değil, bağ kurarak. Aksi halde diziler biter, platformlar değişir ama çürüme yeni formatlarla devam eder.

Bu bir ahlak meselesi değil. Bu, toplumsal aklın kimin elinde olduğu meselesidir.

Ve şu an direksiyon başında olanlar, hikaye anlatmıyor, hikayeyi satıyor.

Hayırlı işler.

Reklam

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu